20 Nisan 2010 Salı

TÜRKLERİN YARATILIŞI

BİZ TÜRKLER, DAĞLARI ERİTEN, GÖKLERİ TİTRETEN, BOZKIRLARIN EFENDİSİ, DÜNYANIN HAKİM'İ, TANRININ ASKERLERİYİZ..

TÜRKLERİN YARATILIŞI

Tevrat Nuh TUFANI sonrasını çok teferruatlı anlatır ve bize TÜRKLERİN yaratılışı ile ilgili bilgiler verir, der ki
“Ve gemiden çıkan NUH’un oğulları SAM, HAM ve YAFES idiler. Ve bütün yeryüzüne yayılan insanlar bunlardan oldu… KENAN’ın atası HAM, Babası Nuh’a karşı bir ayıp işledi. SAM ile YAFES bu ayıbı örttüler…Ve NUH: ‘KENAN’I lanetledi!..Kardeşlerine kullar kulu olacak dedi.!
Tekvin Bölümü 10/21’de ALLAH, YAFES’e genişlik versin!..SAM’ın çadırlarında otursun!..diye devam eder.
YAFES’İN yedi çocuğundan biri olan Gomer'in TÜRKLERİN atası olduğu bildirilmektedir.
Kuranı Kerimde, Saffat Suresi 75-77 ayetler:
‘’Andolsun Nuh bize dua etmişti de ne güzel kabul etmiştik.
Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık. •
Ancak O'nun soyunu sürekli kıldık. ‘’•
peygamber efendimiz de ‘O'nun soyunu sürekli kıldık’ ayetine şu açıklamayı yapmıştır. 'bunlar ham, sam ve yafes'dir..

ERGENEKONDAN ÇIKIŞ


YAFES’in torunu TÜRKLER, dünyaya EN ÇOK YAYILAN MİLLET olma özelliğine de sahiptirler. Aynı zamanda dünyada EN ÇOK DEVLET KURMUŞ OLAN MİLLET olma imtiyazını da ellerinde bulundurmaktadırlar!.. TÜRKLER 900 yıllarından itibaren Arapların çadırlarında, ülkelerinde oturmaya başlamışlardır.
18 ve 19.asırda TÜRKİYE dışındaki Türkler bir sure esaret altında yaşamak durumunda kalmışlardı. Çok şükür ki, 1990′dan itibaren esaret altında yaşayan Türk boyları kalmamış, birer birer bağımsızlıklarını elde etmişlerdir. Eminiz ki, TÜRK KAVMİNİN SEÇİLMİŞ OLDUĞU ve DİĞER MİLLETLERDEN ÜSTÜNLÜĞÜ, bir kere daha kendini gösterecektir.
OSMANLILAR da kendi soylarını bu silsileye bağlar. FATİH döneminde hazırlanan soy ağaçlarında Osman Bey Nuh peygamberin 52. göbekten torunu ilan edilir.
Bu soyağacında Oğuz Hanın 6 oğlundan biri olan KAYI HAN Osmanoğullarının diğer Türk hanedanları karşısında iktidarın gerçek ve meşru sahibi olduğu gösterilmeye çalışılır.
TÜRK adı bazı metinlerde, TURANÎ ırk olarak ta geçer.
Turanî, Milattan önceye dayanan, bir ırk birliği içerisinde bulunup, bugün başlıca Avrasya bölgesinde geniş bir coğrafyaya yayılan halklar demekti. TÜRKLER de bu ırk birliği içindedirler. Bugün Turanî halkların içine alınanlar:
Estonlar, Macarlar, Finler, Japonlar, Koreliler, Tunguslar, Bulgarlar, Moğollar
Turan Irkının birliğine de TURANCILIK denmiştir.
Turancılık, tüm Ural-Altay kavimlerinin birliğini savunan siyasi görüştür.
Ancak günümüz Türk Siyasi Literatürü'nde Turancılık diğer Turanî kavimleri dışarıda bırakarak, dünyada bütün Türklerin tek çatı altında birleştirilmesini hedef alan
"TÜRK BİRLİKÇİLİK" anlamını taşımaktadır.
Turancılık Türkçülük demek değildir. Soy ve dil olarak birbiriyle akraba olan birçok halkdan oluşur .
Turan halklarının kökeni sümerlere kadar dayanır.
Turancılık Türkçülük olmadığı gibi ırkçılık veya faşizm de değildir. Çünkü Turan halkları tek bir ırk değildir. bugün Macaristan'dan Japonya'ya kadar birçok yerde Turan dernekleri, cemiyetleri, bulabilirsiniz.
Ayrıca Turan halkları tarih boyunca özellikle komunist Sovyetler ve Çin tarafından etnik ve kültürel bir yıkıma maruz kalmışlardır. Turan halkalarının çoğu bağımsızlığını kazanmışlar, insanlar tarihlerini, kültürlerini, dillerini yeniden benimsemeye başlamıştır.
Ziya Gökalp Turancı düşüncenin özetini şöyle yapmıştırr:
Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan;
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.
‘’TÜRK” sözünü, Türk devletinin resmi adı olarak kullanan ilk siyasi kuruluş GÖKTÜRK imparatorluğu’dur. Göktürk döneminde Türk adı, hem Türk devletini, hem de Türk milletini ifade emek üzere geniş anlamda kullanılmıştır.

Orta Asya’da sert ve acımasız bir iklimin kucağında yaşayan Türk insanın da, ister istemez bu iklimin kalıcı damgasını taşıması, hiç şüphesiz kaçınılmaz olmuştur. Orta Asya’da dünyaya gözlerini açan her Türk, kendini acımasız bir tabiatın ve iklimin kucağında buluyordu. Onun hayatta kalabilmesi ve varlığını devam ettirebilmesi için, içinde bulunduğu tabiatın ve iklimin istediği karakteri alması gerekiyordu. İşte Türkler, Orta Asya’nın son derece sert iklim ve tabiat şartlarına karşı devamlı bir mücadelenin içine girmişlerdir.
Türkler, Orta Asya’nın sert ve acımasız tabiat-iklim koşullarına karşısında ezilmediler. Aksine içinde yaşadıkları coğrafyanın sert rüzgarıları, dondurucu soğukları ve yıkıcı sıcakları onların ruhlarını ve bedenlerini sertleştirdi ve çelikleştirdi.
Daha da önemlisi diğer toplumlarda görülmeyen yüksek insani meziyetlerin onların Türkler’in şahsında doğmasını ve yerleşmesini sağladı
Sonunda Orta Asya’nın gerektirdiği karakteri aldılar.
Bu karakterinin başlıca özellikleri şunlar olmuştur.
*Maddi ve manevi dayanıklılık, demir gibi bir iradeye sahip oldular. Yapmak veya yapmamak için iktidar, güç sahibi oldular.
*Kendine güvenen, disiplinli bir ırk oldular. Düzenli ve ahenkli olmak için zihnî, ahlâkî, ruhî, cismanî, saygı, töre ve terbiye sahibi oldular.
*Kararlı, ileri görüşlü ve kanaatkar oldular. Aç gözlü değillerdi, hırslı olmadılar. Az da da olsa Kısmetinden fazlasına göz dikmediler. Helâl ile yetindiler, haramı istemediler. *Ruhlarına özrgürlük ve bağımsızlık yerleşti.
Ayrıca iç dayanışmanın icabı olarak

* Fedakarlık kazandılar. Milleti uğruna her türlü zahmetlere göğüs gererek sebat ettiler.,
* Sadık ve Dost oldular. Birbirlerine Allah için, kalbden bağlandılar, samimi dostluk kurdular.
* Cenab-ı Hak'tan başka hiç kimseye minnet etmeden yaşama refleksi kazandılar,
* Ahde Vefa, sözünde durma. Sevgi ve dostlukta sebat etme gibi hasletler kazandılar.,
* Mertlik yiğitlik, yüreklilik kazandılar.,

.
*Ve konuksever oldular..
Bu yüksek meziyetler Türk topluluklarını ayakta tutan değerler olmuştur. Türkler’in manevi gücünü son derece artırmış ve ona tartışma götürmez bir üstünlük sağlamıştır. Böylece Türkler, tarihte sayılarıyla orantılı olmayacak kadar büyük işler başarmışlardır.
Kuran-ı Kerimde Türklerden bahsedilir
Fetih Suresi16. Ayet: Araplardan, geri bırakılmış olanlara de ki: “Siz yakında çok zorlu savaş veren bir kavimle çarpışmaya çağrılacaksınız. Ya onlarla çarpışırsınız, yahut onlar Müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir ödül verecektir. Yok eğer önceden döndüğünüz gibi yüz çevirirseniz, Allah sizi acıklı bir azapla cezalandırır”.
Talas savaşında Zalim Haccac 12 bin Türkü KIYMA KIYMA doğrattı, esirleri öldürttü. Müslümanlığın Türk dünyasında yayılması yerine NEFRET ve zulüm tohumları attı.
Maide Suresi54.Ayet: Allah, yakında, kendilerini sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı boynu bükük, kâfirlere karşı başı dik bir topluluk getirecektir. Bunlar Allah yolunda savaşırlar, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın, dilediğine yönelttiği bir lütuftur. Allah, yaratılışı ve yarattıklarını genişletir, her şeyi bilir.
BU AYET GELDİĞİNDE Resulullah’a soruldu: O zaman Resulullah, “Türkçeyi öğrenin, çünkü Türkçede SALTANAT vardır”. “bu millet kimdir? Türkler midir?” diye kuşku duyulmayacak biçimde Resulullah sözünü açık söyledi.
Hz Peygamber’den rivayet edildiği söylenen bir hadis te şu;
Aziz ve Celil olan Allah buyurur ki, ‘’benim bir ordum vardır, adını Türk koydum ve onları doğu ülkelerine yerleştirdim Herhangi bir kavme öfkelendiğim zaman Türkleri onların başına musallat ederim ”

sahih bir hadis midir bilmiyoruz, hadisin ifadelerinde de tutarlılık görünmüyor.
Miladi dokuzuncu asırda, Türkler İslam’ın Hilali ile tanıştı. Karahanlı hükümdar ailesinden Bezir Han’ın oğlu Satuk Buğra Han on iki yaşlarında, Maveraün Nehir ve Horasan bölgesine hakim olan Müslüman Samanlı Devleti şehzadelerinden Nasır Bin Ahmet’le Artuç’ta tanışıp, Ondan İslamiyeti öğrenmiş, “Abdülkerim” adını almış, yirmi beş yaşına kadar orada ki Müslümanlarla birlikte yaşamıştı. Daha sonra Müslüman olduğunu açıklamış, Karahanlı Devletinin Hükümdarı olan amcasını tahttan indirip kendisi hükümdar olumuş, Türk ülkelerinde İslamiyeti hızla yaymaya başlamıştı.
Bu ırk, bu gözü pek, yiğit ve savaşçı millet, ruh yapısı olarak ta yumuşak ve uysaldı. İslamiyet'te fıtratının karşılığını bulmuştu.
AyrıcaTürkler ruha ve ruhun ölmezliğine, öldükten sonra dirilmeye, Gök Tengri’ye, yani tek Tanrı'ya inanıyor, Tanrı’ya kurbanlar kesiyorlardı.Türklerin yaşayışlarının İslamın yaşayışına, Türklerin “Tanrı” inancının, İslamiyetin “Allah” inancına yakınlığı, yani “Tevhit İnancı” bu yeni dinin Türkler arasında kolayca yayılmasına, İslamiyeti severek, isteyerek kabul etmelerine neden olmuştu. Abdülkerim Satuk Bugra Han da bu dini Türk imparatorluğunun resmi dini ilan etmişti.
Rivayet olunur ki:*
“Hz. Muhammed Burak'a binip, göklere yükseldiği "Mirâc Gecesinde" gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür, bunların kim olduklarını Cebrail'den sorar öğrenirdi. Bunlardan başka aralarında biri daha vardı Cebrail'e bunun kim olduğunu sorar. Cebrail : " Bu peygamber değildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan'da sizin dininizi yayacak olan bu ruh "Abdülkerim Satuk Buğra Han" adını alacaktır. Hz. Muhammed miraçtan döndükten sonra hergün islâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua ederdi.
Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar Sultanının oğlu olarak dünyaya geldi.
Satuk Buğra Hanın doğduğu gün yer sarsılmış, mevsim kış olduğu halde bahçeler, çayırlar çiçeklerle örtülmüştü. Falcılar bu çocuğun büyüyünce müslüman olacağını söyleyerek öldürülmesini istemişler. Satuk Buğra Hanı, annesi :" Durun hele daha çocuktur. Büyüsün gerçekten Müslüman olursa o zaman öldürürsünüz." diyerek ölümden kurtarmış.
Türk dünyası Arapları yeniden ÇÖLLERE sürüp, İslamiyeti geldiği yere geri sürecekti.
İşte bu MUCİZEler, Ayeti Kerimede zikredilen “Ya onlarla çarpışırsınız, yahut onlar Müslüman olurlar”, sırrınca, Satuk Buğra Han Müslüman oldu. Bu bir mucizeydi. Çünkü Türkler içinde en milliyetçi ve cengaver ve de İNTİKAMCI devlet KARAHANLILAR’dır. Arabistan’a İslamiyeti geri sürecek ve Batı Göktürklerin öldürülmesinin hesabını soracaklardı.
Türklerin Müslüman olmaları hem İslâm tarihi, hem Türk tarihi bakımından, bütün dünya için çok önemli bir olaydır. Türkler birliğe kavuşmuş ve eriyip yok olmaktan kurtulmuşlardır. Bugün yeryüzünde Müslüman olmayan Türk topluluğu yoktur. Sonradan Müslüman olup da ardından asimile olan hiçbir Türk topluluğu yoktur. Ama Türk soyundan gelmiş birçok topluluklar vardır ki, bunlar İslâm’dan başka dinlere girmekle hem dillerini hem köklerini unutmuşlar, tamamen karakter değiştirerek kaybolup gitmişlerdir. Tuna Bulgarları bunun tipik örneğidir. Bu Türk topluluğu Hıristiyan olarak Slavlaşmış, bambaşka bir millet olmuştur. Şimdiki Bulgarların Türklükle en ufak bir ilişkisi kalmamıştır.
Müslüman olmaları sayesinde Türkler tarih sahnesinde üstün millet sıfatıyla yaşamlarını devam ettirdiler. Müslüman olunca, henüz teşekkül etmemiş İslâm medeniyetini oluşturmaya başlamışlardır. Arapların ve İranlıların da katkısı olmuştur. İslâm cephesine girmiş olmaları onları Asya bozkırlarından Yakın Doğu’ya getirdi ve orada yerleşip kalmalarına neden oldu. Bu suretle Türkler tutuna bilecekleri, büyük ve istikrârlı devlet kurabilecekleri bir bölgeye yerleşmiş oldular.
Diğer taraftan, İslâm alemi de Türklerin katılmasıyla bünyesinde taze bir kan buldu. Türkler İslâm’ı kendileri için bir ‘Milli Din’ olarak kabul ettiler, bütün benlik ve samimiyetleriyle bu dine sarılarak 11. yüzyıldan itibaren İslâm dünyasının bütün düşman kuvvetlerine karşı korunması işini tek başına yüklenmiş oldular.
Türkler her türlü yüksek meziyete sahip olan, bir milletti. İslâm, onun yolunu aydınlatan bir ışık oldu ve Türk Milleti bu ışığı takip ettikçe hep yükseldi
Selçuklular, Abbasi halifelerini himaye ettiler. Batıda Haçlı Seferleri’ne, doğuda Moğol akınlarına karşı Türkler tarafından set oluşturulmuş, böylece İslâm dünyası dağılmaktan kurtulmuştur. Bin yıla yakın bir süre Türkler, Müslümanlığın bayraktarlığını yapmıştır. Gazneli Mahmud’un Hindistan’a kadar yaptığı seferler sonucunda Müslümanlık Hindistan’a kadar ulaşmıştır. Böylece yakın dönemlerde kurulan Pakistan ve Bangladeş’in temelleri atılmıştır. Osmanlı döneminde ise Türkler Balkanlar’a yerleştiler. Arnavutlar, Bosna-Hersekliler (Boşnaklar) bu dönemde Müslüman oldular. İslamın adaletini ve Türkün gücünü Avrupa içlerine, Viyanaya kadar götürdüler.
Şu anda vizesiz gidemedigimiz onlarca devlet Osmanlının vilayeti idi, Osmanlıya haraç veriyordu.
Türk Töresinde Hakan; kamu yararını kendi menfaatlerinin üzerinde tutmak zorundadır. Tarihimize bakıldığında, devlet yönetimi anlayışımızda kamu yararını üstün tutma anlayışı oldukça gelişmiştir.Türk devletlerinde kamu yararı her şeyin üstündedir.
Bilge Kağan Orhun yazıtları vasıtasıyla günümüze şöyle seslenmektedir:
‘’Çıplak milleti elbiseli, fakir milleti zengin kıldım. Aç milleti tok kıldım.’’
Yine Ertuğrul Beyin Osman Gazi ye vasiyetide Kamu yararının gözetilmesi gerekliliği ile ilgili öğütlerle doludur.
Atatürk ‘’Hürriyet ve istiklal karakterimdir.’’ Diye başlayan meşhur sözünde de Cumhuriyetin iki temel dayanağı olan Hürriyet ve istiklal kavramlarının Türk Milleti için taşıdığı öneme dikkat çekmiştir. Türkler hürriyet ve istiklalsiz yaşayamazlar. Bu mana da Cumhuriyet Türk Milletinin hür karakterine gayet uygun bir yönetim şeklidir.

Her başarılı kamutanın “hocası kim” diye sorarlar.
Alp Aslan’ın Melikşah’ın , hocası ve baş veziri Nizamülmülk idi. Nizamülmülk’ün Selçuklu Devleti’nin kuruluş ve gelişmesinde, sağlam bir devlet olarak organize edilişinde büyük rolü vardır.. Adaleti gerçekleştirmeğe çalıştı ve şiirler yazdı. Nizamülmülk’ün yazdığı Siyasetname adlı değerli eserini de Kurduğu Nizamiye Mdereselerinde ders olarak okuttu..
Ahmed ibn-i Kemal Paşa’nın gölgesine girmese Yavuz, Yavuz olamazdı,
Akşemseddin ve Molla Gürani cesaret vermese Fatih İstanbul’a yaklaşamazdı…
Timur’un ardında Şah-ı Nakşibend Hazretleri vardı,
Osman Gazi’nin elinden Şeyh Edebali tutar.
Zenbilli Ali Efendi, Ebu Suud Efendi, Yahya Efendi ve Aziz Mahmud Hüdai, sultanların ufkunu açarlar dı, zaten onlar “hünkar şeyhi” diye anılırlar

Önemle ifade etmekisterim ki, yabancı tarihçiler Türk kelimesini ‘’Müslüman’’ tabiri ile eş anlamlı olarak kullanmışlardır. Osmanlılardan bahsederken Türkler dedikleri gibi, Fâtih’den veya Osmanlı Padişahlarından bahsederken de Büyük Türk tabirini kullanmaktadırlar. Zamanla Türk ve Müslüman kelimeleri Müslüman dünyada da eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Nitekim şu anda Arnavutluk gibi Balkan Müslümanları, “Hangi dindensin?” sorusuna, “Elhamdülillah Türk’üm” cevabını vermektedirler

OĞUZ HAN

TÜRKLERİN ATASI
OĞUZ HAN
ALP ER TUNGA
METE HAN


Tarihteki ilk büyük Türk devleti olan Büyük Hun İmparatorluğunun Büyük Hakanıdır. Türklerin siyasi bir topluluk olarak ilk tarih sahnesine çıkmaları Hun (Hiung-nu'lar hükümdarlığı ile olmuştur. Başlangıcı hususunda tartışmalar olsa da Türklerin tarihi, dünya tarihinin önemli bir parçasıdır.
Hun İmparatorluğunun Büyük Hükümdarı Oguz Han Destanlaşmış bir Türktür. Oğuz Han’ın Türkçe’deki başka bir adının Alp Er Tunga olduğu, aynı ismin Çin kaynaklarında Mete olarak geçtiği rivayet olunur.
Oğuz Han’a semavi bir kişilik verenler, Vahye mahzar olmuş diyenler de var..
Hun İmparatorluğu hükümdarı Teoman’ın oğludur. Teoman’ın başka bir karısından ve Oğuz Han’dan yaşça küçük bir oğlunun annesi, kendi oğlunu tahta geçirmek için çareler aradı ve sonunda Teoman’ı kandırarak Oğuz Han’ı güney-batı komşuları olan Kuşanlara rehin yollattı. O dönemdeki hukuk anlayışına göre, rehin, barış teminatı demekti. Oğuz Han’ın üvey annesi, oğlunun tahta geçmesini garantilemek için, Teoman’ı bir kere daha kandırarak Kuşanlara savaş açtırdı. Anlaşma bozulduğundan, Oğuz Han’ın Kuşanlar tarafından öldürülmesi gerekiyordu. Fakat Oğuz Han, süratle ülkesine kaçtı. Babası buna sevindi ve ödül olarak ona 10 bin asker ve bir vilayet verdi. Oğuz Han, yakaladığı bu imkanı iyi kullandı. Kahramanlık ve teşkilatçılık gibi özelliklerini kullanarak, kin duyduğu babasına karşı askeri hazırlığa başladı. Elindeki orduyu bir savaş makinesi haline getiren Oğuz Han, alışılagelmiş bir silah olan oku da geliştirerek menzilini uzattı. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra, babasının üzerine yürüdü ve onu yenerek M.Ö. 200 lü yıllarda Hun tahtına çıktı.
Büyük Hun İmparatorluğu’nun başına geçen Oğuz Han’ın ilk işi, Hazar Denizi’ne kadar olan bölgedeki bütün Türk boylarını da hakimiyeti altında toplamak oldu. Türk boylarını birleştirerek ilk defa Türk birliğini kuran Oğuz Han’ın devletinde, boylar iç işlerinde serbestti. Bu gelenek Osmanlılara kadar geldi. Boylar, merkezî devlete sadece vergi ya da haraç vermek ve asker hazırlamakla yükümlüydü. Oğuz Han, M.Ö. 200-174 yılları arasında geçen kağanlığı sırasında, devamlı savaş halinde oldu. Ülkesinin sınırları Hazar Denizi’nden Hint Okyanusu’na, Himalayalar’dan Sibirya’ya kadar genişledi. Hun saldırılarına karşı inşa edilen Çin Seddi bile Oğuz Han ordularını durdurmaya yetmedi. Oğuz Han, bir seferde 320 bin kişilik bir orduyla Çin’in içlerine daldı. Çin Hükümdarı Kao-Ti’yi, ülkesinin kuzey bölgelerini Hunlara terk ederek, Hun devletine vergi ödemeye mecbur bıraktı. Çinliler, 60 yıl süreyle vergi ödedi. Oğuz Han M.Ö. 174 yılında ölmüştür.


OGUZ HAN
Oğuz Han, Oğuz Destanı’nda şöyle tasvir edilir: “Samur omuzlu, kurt belli bir yiğitti. Gözlerinin içi nur, avuçlarının içi kandı. Kırk gün anasının sütünü emdi, bir daha emmedi. İki üç yaşında iken ata binmeye başladı. Yetişip aklı erer yaşa gelince Oğuz’a haber verdiler ki yakın ormanda bir canavar türemiş, bir iki şehrin sürülerine ve insanlarına aman vermiyor. Oğuz Han Ormana gitti, bir geyik buldu ve ortalıkta bir ağaca bağladı gitti. Ertesi gün gelince geyiği yenmiş buldu. Bu sefer bir ayı buldu, yine o ağaca bağladı ve gitti. Daha sonra geldiğinde onun da kemiklerine rastladı. Bu defa kendisi o ağaca dayanıp gecelemeye başladı. Hazır ava alışan canavar geldiğinde, başıyla Oğuz’un kalkanına dokundu, dövüştüler; o, canavarı yendi. Kesti başını getirdi; komşu şehir ve köy halkı düğün bayram ettiler. Büyükler bir araya gelip kendilerini bayrağı altında birleştirecek olanın bu Oğuz olduğunu anladılar. Hepsi onun çevresine toplandılar.”
OĞUZ HAN’IN DUASI
Ulu Tanrı,
Güzel Tanrı,
Görklü Tanı,
Gök Tanrı
Sen Türk’ü, Türk Yurtlarını Koru!..
TÜRK’ü yiğitlikte daim et !
TÜRK’ü erlik davasıyla yaşat !
TÜRK’ü gerçekçi yap !
TÜRK’ün gönlüne her şeyden önce, hatta kursağına ekmek koymadan evvel TÜRK’lük sevgisini koy !
TÜRK’ü ideal ile yaşat ve ideali hakikat yapmaya çalışsınlar !
Törelerini canları gibi saklat !
TÜRK’e zevk ve rahat verme ! Bilakis zahmete alıştır ! Zahmetle yürekleri, bedenleri demir olsun ! Bu sayede onlara yüksek çalışma kudreti ver !
TÜRK’ü faal, cevval et.
TÜRK’e değişmez bir seciye ver ! Zamanla seciyesi değişmesin!
TÜRKÜ Düşman şerrinden sakla !
Güzel Tanrı
TÜRK’ten hırsız, namuzsuz türerse hemen kahret !
Namussuz bir tek TÜRK yaratacağına, dünyayı yık daha iyi !
Ne kadar korkak TÜRK varsa hepsini helak et !
Dönek TÜRK yaratma !
TÜRK’ü her milletten cesur yarat ! Öç almayı TÜRK asla unutmasın !
TÜRK toprağında hürler yaşasın. Adaletten başka bir şey hüküm sürmesin !
TÜRK’e tabiata karşı sevgi ver !
TÜRK yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki fakirlik suç sayılsın !

Geleceğin Türk savaşçısı, askeri eğitime daha çocukluk çağında başlamaktaydı. Özellikle çocukların oynadıkları oyunlar, askeri eğitim için önemli bir vasıta olmaktaydı.
Mesela annesinin yardımından kurtulup yürümeye başlayan Türk çocukları ”koyunların sırtına binerek, önce farelere, gelinciklere ve kuşlara, daha sonra tilkilere ve tavşanlara ok atmak ” şeklinde oynadıkları oyunlarla adeta ilk askeri eğitimlerini yapmaktaydılar. Çocuklar bununla kalmayıp oyuna başladıkları askeri eğitime tıpkı yetişkinler gibi atlara binmekle devam etmekteydiler.
Her Türk savaşçısı ata binmeyi ve at üzerinde ok atmayı da çocukluk çağında öğrenmekteydi. Hatta, Kazak Türkleri konar-göçerlerinde 3-4 yaşlarındaki çocukların rahatça ata binebilmeleri için özel eyer takımları bile vardı. Çocuklar kendilerine sağlanan bu imkanlarla daha önce koyun sırtında yaptıklarını bu defa at üzerinde tekrarlayarak eğitimlerini pekiştirmekteydi. Böylece onlar gençlik çağına gelip Türk ordusuna katıldıklarında çok iyi ata binmekte ve at sırtında ok atabilmekteydiler. Bundan sonra sıra at sırtında silahları kullanmakta ve yeteneği geliştirmekteydi.
Türk orduları, saldırı durumuna göre eğitilmekte ve düzenlenmekteydi. Eğitimler, genellikle canlı ve hareketli hedefler üzerinde yapılmaktaydı. Bu hususta ; avlar, yarışlar ve çeşitli sportif faaliyetler savaş eğitimi için birer vasıta olarak kullanırlardı

Eski Türk askeri eğitimi ; emre itaat, anında karar verme ve gösterilen hedefi vurma gibi bugün de geçerli temel ilkelere dayanmaktaydı. Tarihi kayıtlara göre bu ilkelere dayanan eğitimi ilk defa Büyük Hun Hükümdarı Başbuğ Mete uygulamıştır.
Türkler atlı kavimdi. Atlı kavim, at yetiştiren ve hayatı at üstünde geçen, hatta yere atın ayaklarıyla basan kavim demekti. At hız demek, savaş demek, savaşta galibiyet demekti. . At sahibinin rütbesine, makam ve mevkiine uygun giysilerle giydirilip, kuşandırılan, süslenip bezenen insanlaşmış bir dosttu. Kaderi insan kaderine bağlı olan bu duygusal hayvanları Türkler adam yerine koymuşlardı. Onun için de ordular yalnızca insan demek değil, biraz da atlar demekti. Türkler devrin en hareketli ve en etkili askerine sahipti. Çünkü ordularının çoğu atlıydı.

Kaşkarlı Mahmut , Divân-ı Lügati't-Türk'ün önsözünde

Tanrı'nın, devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi. Ve yer yüzüne hakim kıldı. Cihan imparatorları Türk ırkından çıktı. Dünya milletlerinin yuları Türkler'in eline verildi. Türkler Tanrı tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Haktan ayrılmayan Türkler, Tanrı tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile birlikte olan kavimler aziz oldu. Böyle kavimler, Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler, himayelerine aldıkları milletleri, kötülerin şerrinden korudular. Cihan hakimi olan Türkler'e herkes muhtaçtır, onlara derdini dinletmek, bu suretle her türlü arzuya nail olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir.

TÜRKLERİN KAREKTERLERİ

Orta Asya’da sert ve acımasız bir iklimin kucağında yaşayan Türk insanın da, ister istemez bu iklimin kalıcı damgasını taşıması, hiç şüphesiz kaçınılmaz olmuştur. Orta Asya’da dünyaya gözlerini açan her Türk, kendini acımasız bir tabiatın ve iklimin kucağında buluyordu. Onun hayatta kalabilmesi ve varlığını devam ettirebilmesi için, içinde bulunduğu tabiatın ve iklimin istediği karakteri alması gerekiyordu. İşte Türkler, Orta Asya’nın son derece sert iklim ve tabiat şartlarına karşı devamlı bir mücadelenin içine girmişlerdir.
Türkler, Orta Asya’nın sert ve acımasız tabiat-iklim koşullarına karşısında ezilmediler. Aksine içinde yaşadıkları coğrafyanın sert rüzgarıları, dondurucu soğukları ve yıkıcı sıcakları onların ruhlarını ve bedenlerini sertleştirdi ve çelikleştirdi.
Daha da önemlisi diğer toplumlarda görülmeyen yüksek insani meziyetlerin onların Türkler’in şahsında doğmasını ve yerleşmesini sağladı
Sonunda Orta Asya’nın gerektirdiği karakteri aldılar.
Bu karakterinin başlıca özellikleri şunlar olmuştur.
*Maddi ve manevi dayanıklılık, demir gibi bir iradeye sahip oldular. Yapmak veya yapmamak için iktidar, güç sahibi oldular.
*Kendine güvenen, disiplinli bir ırk oldular. Düzenli ve ahenkli olmak için zihnî, ahlâkî, ruhî, cismanî, saygı, töre ve terbiye sahibi oldular.
*Kararlı, ileri görüşlü ve kanaatkar oldular. Aç gözlü değillerdi, hırslı olmadılar. Az da da olsa Kısmetinden fazlasına göz dikmediler. Helâl ile yetindiler, haramı istemediler.

*Ruhlarına özrgürlük ve bağımsızlık yerleşti.
Ayrıca iç dayanışmanın icabı olarak

* Fedakarlık kazandılar. Milleti uğruna her türlü zahmetlere göğüs gererek sebat ettiler.,
* Sadık ve Dost oldular. Birbirlerine Allah için, kalbden bağlandılar, samimi dostluk kurdular.
* Cenab-ı Hak'tan başka hiç kimseye minnet etmeden yaşama refleksi kazandılar,
* Ahde Vefa, sözünde durma. Sevgi ve dostlukta sebat etme gibi hasletler kazandılar.,
* Mertlik yiğitlik, yüreklilik kazandılar.,

*Ve konuksever oldular..


Bu yüksek meziyetler Türk topluluklarını ayakta tutan değerler olmuştur. Türkler’in manevi gücünü son derece artırmış ve ona tartışma götürmez bir üstünlük sağlamıştır. Böylece Türkler, tarihte sayılarıyla orantılı olmayacak kadar büyük işler başarmışlardır.
Kuran-ı Kerimde Türklerden bahsedilir
Fetih Suresi16. Ayet: Araplardan, geri bırakılmış olanlara de ki: “Siz yakında çok zorlu savaş veren bir kavimle çarpışmaya çağrılacaksınız. Ya onlarla çarpışırsınız, yahut onlar Müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir ödül verecektir. Yok eğer önceden döndüğünüz gibi yüz çevirirseniz, Allah sizi acıklı bir azapla cezalandırır”.

Talas savaşında Zalim Haccac 12 bin Türkü KIYMA KIYMA doğrattı, esirleri öldürttü. Müslümanlığın Türk dünyasında yayılması yerine NEFRET ve zulüm tohumları attı.

Maide Suresi54.Ayet: Allah, yakında, kendilerini sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı boynu bükük, kâfirlere karşı başı dik bir topluluk getirecektir. Bunlar Allah yolunda savaşırlar, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın, dilediğine yönelttiği bir lütuftur. Allah, yaratılışı ve yarattıklarını genişletir, her şeyi bilir.

BU AYET GELDİĞİNDE Resulullah’a soruldu: O zaman Resulullah, “Türkçeyi öğrenin, çünkü Türkçede SALTANAT vardır”. “bu millet kimdir? Türkler midir?” diye kuşku duyulmayacak biçimde Resulullah sözünü açık söyledi.

Hz Peygamber’den rivayet edildiği söylenen bir hadis te şu;
Aziz ve Celil olan Allah buyurur ki, ‘’benim bir ordum vardır, adını Türk koydum ve onları doğu ülkelerine yerleştirdim Herhangi bir kavme öfkelendiğim zaman Türkleri onların başına musallat ederim ”

sahih bir hadis midir bilmiyoruz, hadisin ifadelerinde de tutarlılık görünmüyor.

Miladi dokuzuncu asırda, Türkler İslam’ın Hilali ile tanıştı. Karahanlı hükümdar ailesinden Bezir Han’ın oğlu Satuk Buğra Han on iki yaşlarında, Maveraün Nehir ve Horasan bölgesine hakim olan Müslüman Samanlı Devleti şehzadelerinden Nasır Bin Ahmet’le Artuç’ta tanışıp, Ondan İslamiyeti öğrenmiş, “Abdülkerim” adını almış, yirmi beş yaşına kadar orada ki Müslümanlarla birlikte yaşamıştı. Daha sonra Müslüman olduğunu açıklamış, Karahanlı Devletinin Hükümdarı olan amcasını tahttan indirip kendisi hükümdar olumuş, Türk ülkelerinde İslamiyeti hızla yaymaya başlamıştı.
Bu ırk, bu gözü pek, yiğit ve savaşçı millet, ruh yapısı olarak ta yumuşak ve uysaldı. İslamiyet'te fıtratının karşılığını bulmuştu.
Ayrıca Türkler ruha ve ruhun ölmezliğine, öldükten sonra dirilmeye, Gök Tengri’ye, yani tek Tanrı'ya inanıyor, Tanrı’ya kurbanlar kesiyorlardı.Türklerin yaşayışlarının İslamın yaşayışına, Türklerin “Tanrı” inancının, İslamiyetin “Allah” inancına yakınlığı, yani “Tevhit İnancı” bu yeni dinin Türkler arasında kolayca yayılmasına, İslamiyeti severek, isteyerek kabul etmelerine neden olmuştu. Abdülkerim Satuk Bugra Han da bu dini Türk imparatorluğunun resmi dini ilan etmişti.
Rivayet olunur ki:*
“Hz. Muhammed Burak'a binip, göklere yükseldiği "Mirâc Gecesinde" gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür, bunların kim olduklarını Cebrail'den sorar öğrenirdi. Bunlardan başka aralarında biri daha vardı Cebrail'e bunun kim olduğunu sorar. Cebrail : " Bu peygamber değildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan'da sizin dininizi yayacak olan bu ruh "Abdülkerim Satuk Buğra Han" adını alacaktır. Hz. Muhammed miraçtan döndükten sonra hergün islâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua ederdi.
Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar Sultanının oğlu olarak dünyaya geldi

SATUK BUGRA HAN

Satuk Buğra Hanın doğduğu gün yer sarsılmış, mevsim kış olduğu halde bahçeler, çayırlar çiçeklerle örtülmüştü. Falcılar bu çocuğun büyüyünce müslüman olacağını söyleyerek öldürülmesini istemişler. Satuk Buğra Hanı, annesi :" Durun hele daha çocuktur. Büyüsün gerçekten Müslüman olursa o zaman öldürürsünüz." diyerek ölümden kurtarmış.
Türk dünyası Arapları yeniden ÇÖLLERE sürüp, İslamiyeti geldiği yere geri sürecekti.
İşte bu MUCİZEler, Ayeti Kerimede zikredilen “Ya onlarla çarpışırsınız, yahut onlar Müslüman olurlar”, sırrınca, Satuk Buğra Han Müslüman oldu. Bu bir mucizeydi. Çünkü Türkler içinde en milliyetçi ve cengaver ve de İNTİKAMCI devlet KARAHANLILAR’dır. Arabistan’a İslamiyeti geri sürecek ve Batı Göktürklerin öldürülmesinin hesabını soracaklardı.
Türklerin Müslüman olmaları hem İslâm tarihi, hem Türk tarihi bakımından, bütün dünya için çok önemli bir olaydır. Türkler birliğe kavuşmuş ve eriyip yok olmaktan kurtulmuşlardır. Bugün yeryüzünde Müslüman olmayan Türk topluluğu yoktur. Sonradan Müslüman olup da ardından asimile olan hiçbir Türk topluluğu yoktur. Ama Türk soyundan gelmiş birçok topluluklar vardır ki, bunlar İslâm’dan başka dinlere girmekle hem dillerini hem köklerini unutmuşlar, tamamen karakter değiştirerek kaybolup gitmişlerdir. Tuna Bulgarları bunun tipik örneğidir. Bu Türk topluluğu Hıristiyan olarak Slavlaşmış, bambaşka bir millet olmuştur. Şimdiki Bulgarların Türklükle en ufak bir ilişkisi kalmamıştır.
Müslüman olmaları sayesinde Türkler tarih sahnesinde üstün millet sıfatıyla yaşamlarını devam ettirdiler. Müslüman olunca, henüz teşekkül etmemiş İslâm medeniyetini oluşturmaya başlamışlardır. Arapların ve İranlıların da katkısı olmuştur. İslâm cephesine girmiş olmaları onları Asya bozkırlarından Yakın Doğu’ya getirdi ve orada yerleşip kalmalarına neden oldu. Bu suretle Türkler tutuna bilecekleri, büyük ve istikrârlı devlet kurabilecekleri bir bölgeye yerleşmiş oldular.
Diğer taraftan, İslâm alemi de Türklerin katılmasıyla bünyesinde taze bir kan buldu. Türkler İslâm’ı kendileri için bir ‘Milli Din’ olarak kabul ettiler, bütün benlik ve samimiyetleriyle bu dine sarılarak 11. yüzyıldan itibaren İslâm dünyasının bütün düşman kuvvetlerine karşı korunması işini tek başına yüklenmiş oldular.
Türkler her türlü yüksek meziyete sahip olan, bir milletti. İslâm, onun yolunu aydınlatan bir ışık oldu ve Türk Milleti bu ışığı takip ettikçe hep yükseldi
Selçuklular, Abbasi halifelerini himaye ettiler. Batıda Haçlı Seferleri’ne, doğuda Moğol akınlarına karşı Türkler tarafından set oluşturulmuş, böylece İslâm dünyası dağılmaktan kurtulmuştur. Bin yıla yakın bir süre Türkler, Müslümanlığın bayraktarlığını yapmıştır. Gazneli Mahmud’un Hindistan’a kadar yaptığı seferler sonucunda Müslümanlık Hindistan’a kadar ulaşmıştır. Böylece yakın dönemlerde kurulan Pakistan ve Bangladeş’in temelleri atılmıştır. Osmanlı döneminde ise Türkler Balkanlar’a yerleştiler. Arnavutlar, Bosna-Hersekliler (Boşnaklar) bu dönemde Müslüman oldular. İslamın adaletini ve Türkün gücünü Avrupa içlerine, Viyanaya kadar götürdüler.
Şu anda vizesiz gidemedigimiz onlarca devlet Osmanlının vilayeti idi, Osmanlıya haraç veriyordu.
Türk Töresinde Hakan; kamu yararını kendi menfaatlerinin üzerinde tutmak zorundadır. Tarihimize bakıldığında, devlet yönetimi anlayışımızda kamu yararını üstün tutma anlayışı oldukça gelişmiştir.Türk devletlerinde kamu yararı her şeyin üstündedir.
Bilge Kağan Orhun yazıtları vasıtasıyla günümüze şöyle seslenmektedir:
‘’Çıplak milleti elbiseli, fakir milleti zengin kıldım. Aç milleti tok kıldım.’’
Yine Ertuğrul Beyin Osman Gazi ye vasiyetide Kamu yararının gözetilmesi gerekliliği ile ilgili öğütlerle doludur.
Atatürk ‘’Hürriyet ve istiklal karakterimdir.’’ Diye başlayan meşhur sözünde de Cumhuriyetin iki temel dayanağı olan Hürriyet ve istiklal kavramlarının Türk Milleti için taşıdığı öneme dikkat çekmiştir. Türkler hürriyet ve istiklalsiz yaşayamazlar. Bu mana da Cumhuriyet Türk Milletinin hür karakterine gayet uygun bir yönetim şeklidir.

Her başarılı kamutanın “hocası kim” diye sorarlar.
Alp Aslan’ın Melikşah’ın , hocası ve baş veziri Nizamülmülk idi. Nizamülmülk’ün Selçuklu Devleti’nin kuruluş ve gelişmesinde, sağlam bir devlet olarak organize edilişinde büyük rolü vardır.. Adaleti gerçekleştirmeğe çalıştı ve şiirler yazdı. Nizamülmülk’ün yazdığı Siyasetname adlı değerli eserini de Kurduğu Nizamiye Mdereselerinde ders olarak okuttu..
Ahmed ibn-i Kemal Paşa’nın gölgesine girmese Yavuz, Yavuz olamazdı,
Akşemseddin ve Molla Gürani cesaret vermese Fatih İstanbul’a yaklaşamazdı…
Timur’un ardında Şah-ı Nakşibend Hazretleri vardı,
Osman Gazi’nin elinden Şeyh Edebali tutar.
Zenbilli Ali Efendi, Ebu Suud Efendi, Yahya Efendi ve Aziz Mahmud Hüdai, sultanların ufkunu açarlar dı, zaten onlar “hünkar şeyhi” diye anılırlar

Önemle ifade etmekisterim ki, yabancı tarihçiler Türk kelimesini ‘’Müslüman’’ tabiri ile eş anlamlı olarak kullanmışlardır. Osmanlılardan bahsederken Türkler dedikleri gibi, Fâtih’den veya Osmanlı Padişahlarından bahsederken de Büyük Türk tabirini kullanmaktadırlar. Zamanla Türk ve Müslüman kelimeleri Müslüman dünyada da eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Nitekim şu anda Arnavutluk gibi Balkan Müslümanları, “Hangi dindensin?” sorusuna, “Elhamdülillah Türk’üm” cevabını vermektedirler

25 Mart 2010 Perşembe

RUHUN ŞİFASI

DUA




Dua zihinsel, ve duygusal bir yogunlaşma halidir. Ruhun şifasıdır. İnsan içinden gelerek ve isteyerek duaya yönelip, ellerini semaya kaldırdığında evrene pozitif bir enerji yayar. Bu olumlu enerji hali, dua edenin Allah karşısındaki acziyetinin idraki yönündedir. Küçükten büyüğe bir münacaat, bir yakarış halidir.


Mevla’mız, "Eğer sizin duanız olmazsa ne işe yararsınız ?" diye soruyor.

Gene Mevlamız" "Bana duâ edip kullukta bulunun ki, size karşılığını vereyim..."(Mü'min Suresi 60)diyor.


Rabbimizin katında DUA yaptığın kadar kul, kabul edildiği kadar sevgilisin.

"Dua Ediyorum (Fakat) Kabul Edilmiyor!?" Deme...
Duaların Kabul Olmayışının 10 Sebebi
Bir zamanlar Basra vilayetinin halkı İbrahim Ethem hazretlarine müracaat ederek dualarının kabul olmadığından şikayet etmişler.
Halbuki Cenab-ı Hakkın duaların kabul olunacağına dair vaadi vardır, deyince İbrahim Ethem hazretleri buyurmus ki:
-Sizin on şeyden dolayı kalpleriniz ölmüştür.
1:Allaha inandığınız halde emirlerine uymuyorsanız.
2:Kuran okuduğunuz halde Kuran ile amel etmiyorsanız.
3:Rasulullahı seviyoruz, dediğiniz halde de sünnet-i Rasulullaha uymuyorsanız.
4:şeytana uyuyorsanız .
5:Cenneti istiyor ama girmeye layık amel işlemiyorsanız.
6:Cehnnemden koruyor, velakin onun ateşinden hiç de kaçınmıyorsanız.
7:Ölüm haktır deyip, ölüm için bir hazırlık Yapmıyorsanız.
8:Insanların ayıplarıyla meşgul oluyor, kendi ayıplarınızı terk etmiyorsanız.
9:Allahın nimetlerini yiyor, fakat o nimetlere karşılık şükretmiyorsanız.
10:Ölülerinizi defnederken, ölümden hiç ibret almıyorsanız.
Sizin dualarınız nasıl kabul olunur.




Allahım beni af eyle, her derdimi def eyle, rızkımızı bol eyle, kabrimi nur eyle, sual meleklerinin cevabına muktedir eyle.

Evvelim Allah, ahirim Allah, kalbimde beytullah Lailahe illallah Muhammedün Resullullah. “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühü” diyerek
çene kapatmak nasip eyle Yarabbi. AMÎN

İnsanlar; bazen kolaylarına gittiği için, , bazen çaresiz kaldıkları için, çoğu kere de inandıkları için Dualardan medet ummuşlardır. Birçok işin, birçok hastalığın, birçok zorluğun üstesinden gelmek için dualar okunur. Allah hepsini dergah ı İzzetinde kabul buyursun. Ben örnek olması bakımından birkaç dua yazacağım.



*Büyük zatlar, bir kimse dua ettiği zaman "Yâ Vehhâb" dese o kimsenin duasını Allahu teala kabul eder, demişlerdir.

*Arabalara binerken okunan DUA. Tamamiyle Hakkın iradesine teslim olunduğunu ve O'ndan başka sığınalacak hiçbir varlığın bulunmadığını belirtmek için okunur. Zira Resulullah (s.a.v) Efendimiz her ne zaman deveye binse bu duayı okurlardı
"Bismillahi, sübhanellezi sahhara lenâ hâzâ vemâ künnâ lehu mukrinin ve inna ilâ Rabbinâ lemünkalibün."

*Belirli bir saatte uyanmak isteyen kimse,
Kevser sûresini üç defa ve Allah'a güvenle okuyup yatarsa, istediği saatte uyanır.
"İnnâa e'taynâakel kevser. Fesalli li rabbike ven har. İnne şâanieke hüvel ebter"

*Evden Çıkarken Okunacak Dua "Bismillahi tevekkeltü alallah, velâ havle velâ kuvvete illâ billah."
(Allah'ım ismiyle, Allah'a tevekkül ettim. Kuvvet ve ibadet ve taat yapmak ancak Allah'ın yardımıyladır.)

*
Bir kimse bir şeyi kaybetse, bir parça kağıt üzerine "Ya Hakk" lafzını yazsa ve geceleyin o kağıdı eli üzerine koyup gökyüzüne baksa o zayi eylediği şeyi Allah'ın izniyle bulur.

*
Servet isteme Duası: "Allahumme inna nes'elüke-lhüdâ vettukâ vel-afafe vel-ğına"
(Allah'ım, Senden hidayet, takva, iffet ve helal yoldan servet isterim.) (11)

*Üzüntü Ve Tasa Halindeyken: "Ya Hayyu ya Kayyum, birahmetike estagisu.
Ey diri olan, ey Kayyum olan Rabbim rahmetin adina yardimını talep ediyorum."

14 Mart 2010 Pazar

ŞİFALI BESİNLERİMİZ

BAL VE TARÇIN

Bal gibi bir şifa kaynağı, Tarçın gibi tıbbın asırlarca ilaç yapımında kullandığı bir baharatla karıştırıldığı zaman ortaya yeni bir Mucize çıkmıştır. Bu mucizeyi bilenler kullanmaya devam ediyorlardır. Bilmeyenlerin öğrenmeleri için bu naçiz araştırmayı yapıp, blogumuza koyduk. Böylece herkes öğrenecek ve bol bol kullanacaktır.

Bal; tadı, rengi, kokusu, kıvamı kendine özel ve çok güzel bir şifa kaynağıdır.
Arıların çiçek ve meyve tomurcuklarından alarak yuttulkları nektarın (meyve özü), arıların bal midesi denilen organlarında kimyasal değişime uğrayarak oluşan ve kovandaki petek hücrelerine yerleştirilen çok faydalı bir besindir. Kovandaki hücrelere yerleştirilen ve üzeri mumdan bir kapakla örtülen bal arılarca sağlanan özel havalandırma sayesinde bildiğimiz tat ve kıvama gelir.

Bal üretimi çok büyük bir çaba gerektirir. Örneğin yarım kg bal amak için 900 bin arının bir gün boyunca çalışması gerekir. Toplanan bu nektarın ise ancak bir kısmı bala çevrilebilir. Çiçeklerdeki nektardan elde edilen balın şeker miktarı getirilen nektarın şeker bileşimlerine bağlıdır. Bal sıradışı bir etkiye maruz kalmadıkça asla bozulmaz. Zaman faktöründen etkilenmez.

Balın ilk akla gelen özelliği tatlı olmasıdır. Bunun sebebi balın içindeki şekerdir. Balın içerisinde Üzüm şekeri, sakroz ve meyve şekeri bulunmaktadır. Bundan başka Balın %17 ‘si su geri kalan % 7'lik bölümü ise demir, sodyum, kükürt, magnezyum, fosfor, polen, manganez, alüminyum, gümüş, albumin, dekstril, azot, protein asitlerinden ve çinko, bakır , iyot gibi hormonlardan dan oluşur. Balın kalitesini bu karışım belirler. Bugünün tıp ilmi, balın tatlı olmasına karşın doğru dozlarda alındığında şeker hastaları için bile tehlikeli olmadığını kabul etmektedir

Cenab ı Hak arı dediğimiz o küçücük sineği yaratyor, ona İnsan sağlığını koruyan oldukça besleyici bir gıda olan ‘Bal ’ yapma görevini veriyor. Tüm evreni insanın kullanımına arz eden Yaratıcımız, bu yetmiyormuş gibi bir de sağlığını düzenleyen şifalı gıdalar, besinler ve bitkiler yaratmış, organize etmiştir. Dolayısıyla bal insan vücudunun en yüksek derecede ve en hızlı biçimde faydalanacağı şekilde yaratılmış bir gıdadır. Ilık su ile karıştırılan bal birkaç dakika içinde vücuda enerji vemeğe başlar..

Tarçının adı hakkında bazı benzetmeler vardır. Tarçına Dâr-ı çînî' denirdi.
'dâr' farsçada 'ağaç' anlamına gelmektedir. Çîn' tarçının ithal edildiği ülke;
Birleştirirsek, tarçın = Çin Ağacı ,, yahut Dar i Çin

Tarçın, Defnegiller familyasındandır.Tropikal bölgelerin bitkisidir. Bir çok türü olan hoş kokulu ağaç ya da ağaççıkların kabuklarından, meyve ve dallarından elde edilir.
Tarçın baharat olmasının yanı sıra çeşni ve koku vermesi için bazı yemek, tatlı ve şaraplara katılır. Ağacın meyvesinden elde edilen tarçın esansı, parfüm endüstrisinde kullanılır.

Tarçın özellikle sütlü tatlılarda kullanılırsa sütteki zararlı bakterileri yok eder. Bal ve limonla karıştırılıp yenirse boğaz yanmasına iyi gelir. Tarçın esansı gıda ve parfümeri sektöründe koku verici olarak kullanılır.

1) Zengin kalsiyum,magnesyum,lif ve demir kaynağıdır.
2) Son yıllarda yapılan çalısmalarda kan şekerini düşürücü etkisi saptanmıştır.(özellikle 2.tip diabet hastalarında)
3) LDL kolestrolü düşürür,(günde yarım çay kaşığı alınması halinde)
4) Koli bakterilerinin vücuda yayılmasını önler,
5) Soğukalgınlığı,grip ve nezleye iyi gelir,(bal veya limonla alındıgında)
6) Mide rahatsızlıklarına iyi gelir,hazımı kolaylaştırır,kusmayı önleyici bir etkiye sahiptir.
7) Eklem yangısı (arthritis)ağrılarına iyi gelir.(yarım çay kaşığı tarçını bir yemek kaşığı balla karıştırarak her sabah kahvaltından önce veridiğinde bir hafta içinde ağrılarda önemli bir azalma,bir ay içinde de ağrısız yürüme)
8) Tarçının koklamak hafızayı canlandırıcı bir etki yapar.
9) Yiyeceklere eklendiği zaman,yiyeceklerin bozulmasını ve bakterilerinin büyümesini önleyen doğal bir gıda koruyucusudur.

Kanada da yayımlanan ünlü Weekly World News dergisinin 17 Ocak 1995 tarihli sayısında batılı araştırmacılar tarafından bal ve tarçınla tedavi edilen hastalıkların listesini yayınlamıştır.

Bir kısım Balı 2 kısım ılık su içerisine koyup üzerine bir çay kaşığı toz Tarçın ilave ederek bir krem elde edilir. Bununla ARTRİT (İltihaplı Romatizma) ağrılarına ve vücudun başka ağrıyan yerlerine masaj yapılır. 1-2 dakika içerisinde ağrının azaldığını göreceksiniz.

Artritli hastalar,bir bardak sıcak su içerisinde 2 kaşık Bal ve bir çay kaşığı toz Tarçını eritip sabah ,akşam alabilirler. Eğer düzenli olarak alırlarsa Kronik Artriti olan hastalar bile tedavi olabilirler.

Kopenhag Üniversitesinde yapılan bir araştırmada ;kahvaltıdan önce bir yemek kaşığı bal ve ½ çay kaşığı toz tarçını alan 200 hastadan 73 ü bir hafta içerisinde şifa bulmuşlar, geri kalan yürüyemeyen ve hareket edemiyen hastalar da bir ay içerisinde şifa bulmuşlardır.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Hergün kullanılan bal ve tarçın bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve vücudu bakteri ve virus saldırılarına karşı korur.

Balın düzenli kullanılması, akyuvarlar içerisindeki, bakteriler ve viruslerle savaşan, korpuskülleri de kuvvetlendirir.

DİŞ AĞRISI

Bir kaşık toz tarçın ve 5 tatlı kaşığı bal karışımı ağrıyan dişe tatbil edilir. Ağrı kesilene kadar günde üç defa tatbik edilir.

HAZIMSIZLIK VE GRİP

Toz tarçın 2 kaşık bal üzerine serpilip yemekten önce alındığında asit oluşumunu ve hazımsızlığı önler. İspanya da yapılan bir araştırmada bal içerisindeki bir maddenin grip mikroplarını öldürdüğü ve hastaları gripten koruduğu saptanmıştır.

İDRAR KESESİ ENFEKSİYONLARI

İki kaşık toz tarçın, bir tatlı kaşığı bal, ılık su içerisinde eritilip içilir. İdrar kesesindeki mikroorganizmalar üzerinde etkilidir.

KANSER

Japonya ve Avustralya da yapılan bir araştırmada, mide ve kemik kanserleri üzerinde başarılı olunmuştur. Bu tür kanserlere yakalanan hastalar günde bir kaşık bal ve bir kaşık tarçını bir ay süreyle günde üç defa almalıdırlar.


KALP HASTALIKLARI

Bal ve tarçınla bir karışım yap ve bunu her sabah kahvaltıda reçel veya marmelat yerine ekmek üzerine sür. Bu uygulama arterlerdeki kolesterolleri eriterek hastaları kalp krizinden korur. Bu uygulama ile, daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler, ikinci krizden kilometrelerce uzakta olacaklardır.

Bu uygulamayı düzenli olarak yapan kişilerde solunum güçlüğü ortadan kalkacak ve kalp atışları kuvvetlenecektir.

KISIRLIK

Eski Yunan ve Ayurvedikler Balı, yıllardır, erkeklerin spermalarını kuvvetlendirmek için kullanmışlardır.

Eğer kudretsiz bir erkek düzenli olarak uyumadan önce 2 kaşık bal yerse problemleri çözülecektir.

Çin,Japon ve uzakdoğu ülkelerinde ,gebe kalamıyan ve uterusunu kuvvetlendirmek isteyen kadınlar asırlardır toz Tarçın kullanmaktadırlar

Gebe kalamayan kadınlar bir tutam toz Tarçın ve yarım tatlı kaşığı balı gün boyunca bir bir sakız üzerine koyup çiğnediklerinde tükürükle karışarak yavaş yavaş emilerek etkili olmaktadır.

KOLESTEROL

İki kaşık bal, üç tatlı kaşığı toz tarçın,450 gr. demlenmiş çay içerisinde eritilerek içildiğinde kan kolesterol seviyesi 2 saat içerisinde % 10 düşecektir. Artrit hastalarına tavsiye edilen kür de günde 3 defa kolesterol hastaları i,çin uygulanabilir.

Adı geçen dergideki bilgilere göre günlük gıda ile alınan bal bile kolesterolün düşmesine yardımcı olabilir.

MİDE AĞRILARI

Bal ve tarçın kürlerinin, mide ağrıları için olduğu kadar mide ülserleri için de yararlı olduğu saptanmıştır.

GAZ

Hindistan ve Japonyada yapılan araştırmalar Bal ve Tarçının midedeki gazı giderdiğini göstermiştir.

SAÇ DÖKÜLMESİ

Saçı dökülenlerle tepesi açılanlar sıcak zeytinyağı içerisine bir kaşık bal,bir tatlı kaşığı toz Tarçın ilacesiyle elde edilen krem banyodan önce başa sürülür ve taklaşık 15 dakika bekledikten sonra yıkanır.

5 dakikalık bir uygulama dahi etkili olabilir.

SİVİLCELER VE DERİ

3 kısım bal, 1 kısım Tarçın ile bir krem yapılır. Bu krem uykudan önce sivilceler üzerine sürülür. Sabahleyin ılık su ile yıkanır.

Eğer 2 hafta süreyle her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden çıkarır.

Egzama,mantar ve diğer deri enfeksiyonlarında eşit miktardaki Bal ve Tarçın karışımı uygulanır.

SOĞUK ALGINLIĞI

Bir kaşık ılıtılmış Bal,1/4 tatlı kaşığı toz tarçın günde üç defa yenir.

Bu uygulama birçok kronik öksürük,soğuk algınlığı ve sinüslerin temizlenmesi için de geçerlidir.

YAŞLILIK

Bal ve tarçınla hazırlanan çay,düzenli alındığında yaşlılık harabiyetini önler.

4 kaşık bal,1 kaşık toz Tarçın , 3 bardak su içerisinde kaynatılarak bir içecek hazırlanır. Günde 3-4 defa ¼ bardak miktarında içilir. Deriyi diri,taze ve yumşak tutar, yıpranmasını durdurur.

YORGUNLUK

Araştırmayı yapan Dr.Milton, bir bardak su içerisinde ½ kaşık bal ve biraz toz tarçının hergün kuşluk vakti ve vücut direncinin düşmeye başladığı takriben saat 15.00 te alındığında bir hafta içerisinde canlılığın arttığını tesbit etmiştir.

ZAYIFLAMA

Bir bardak su içerisine eşit miktarda bal ve tarçın konup kaynatılır. Hergün kahvaltıdan yarım saat önce aç karnına ve yatmadan önce içilir.

Düzenli uygulanırsa kilo verilir.

Ayrıca bu karışım düzenli olarak içildiğinde, yüksek kalorili diyet alınsa bile, vücutta yağın birikmesine engel olur.

10 Mart 2010 Çarşamba

ŞİFALI İÇECEKLERİMİZ

Ç A Y

Anadolu insanının Milli içeceğidir. Evlerde kahvehane ve iş yerlerinde dostların birbirlerini ağırlama aracıdır.
Kahvelerde duvarlara asılı şu beyt'e çokca rastlanır:

Gönül ne çay ister ne çay hane,
Gönül sohbet ister çay bahane

Çay bahanesinin ayrıca şifa vesilesi olduğunu bilmeyenlerimiz de vardır. Çay ve diğer şifalı içeceklerimizi uzun uzun anlatmayacağım. Önemine inandığım; çaylarla ilgili kısa kısa bilgiler vermğe çalışacağım. Vereceğim bilgiler daha çok uzman görüşleri olacaktır. Bu nedenle önemli birer döküman oluşturacaktır.

Hangi bitki çayı neye yararlı?

Prof.Dr. Erdem Yeşilada ‘Bitki çayıyla tedavi olmaz, bazı şeylere yardımcı olur’ diyerek bitkilerin özelliklerini şöyle sıralıyor:

Ihlamur: Soğuk algınlığını geçiremezsin ama iltihap giderici özelliği var ve şikayetleri azaltır. Hazırlama: Hafifçe kaynattıktan sonra 10 dakika kadar demleyin.
Doğru zaman: Gün içinde 2-3 çay fincanı.
Papatya: Sakinleştiriyor. Hazırlama: Üzerine kaynar su döküp 10 dakika demlenmeye bırakın. Doğru zaman: Gün içinde 2-3 çay fincanı, ancak gece tercih edilirse daha yararlı olur.
Melissa (Oğul otu)Hazırlama: Üzerine kaynar su döküp 10 dakika demlenmeye bırakın.
Doğru zaman: Gün içinde de içilebilir ama gevşetici özelliklerinden dolayı gece yatmadan önce alınması daha. faydalıdır. Günde 2-3 çay fincanı.
Güzelliğe etkisi: Saçın güçlenmesine yardım eder, strese bağlı olarak ortaya çıkan saç ve cilt problemlerine karşı oldukça etkilidir.
Sağlığa etkisi: Tansiyon düşürücü, sinir sistemini dengeleyici, yatıştırıcı, uyku getirici, gaz söktürücü, terletici ve antiseptik etkilere sahip
Sarı Kanton Çayı: Hazırlama: Üzerine kaynar su dökerek 5-10 dakika kadar demleyin.
Doğru zaman: Gün içinde tok karnına 1-2 çay fincanı.Yasemin: Etkisi yok, keyif çayı.
Zencefil: İltihap giderici. Safra söktürür, hazmı kolaylaştırır. Safra taşı olanlarda ve safra kesesi olmayanlarda ağrı yapar. Hamileler günde en fazla bir bardak içebilir.
Isırgan: Isırgan, birçok rahatsızlığa iyi gelen ve bol miktarda yetişen bir ottur. Mide, bağırsak, böbrek, romatizma ve gut hastalıklarına iyi gelir. Ayrıc idrar yolları taşları ve özellikle kansere karşı günde 3-4 fincan ısırganotu çayı çok yararlıdır. Isırgan çayını hazırlamak için kişi başına bir tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ısırganotu yeterlidir. Hazırlama: Üzerine kaynar su dökerek 10 dakika kadar demleyin.
Doğru zaman: Gün içinde 1-2 çay fincanı.
Kuşburnu Çayı Hazırlama: Suda 5 dakika kaynatın.
Doğru zaman: Gün içerisinde tok karnına 2-3 çay fincanı.
İdrar söktürücü özellikleri vardır. İdrar söktürücü özellikleri vardır. Sivilce ve egzamaların iyileşmesine yardımcı olur. Hemoroid, enfeksiyon, soğuk algınlığı, yüksek kolesterol, varis, dolaşım bozukluklarına ve yorgunluğa karşı oldukça etkilidir.
Tarçın çayı: Şeker düşürücü etkiye sahip.
Nane çayı: Tıbbi nane sindirimi kolaylaştırır.
Kekik Çayı Kekik çok güçlü bir antiseptik olarak biliniyor..
Adaçayı: Kızılderililerin kutsal bitkisi sayılan adaçayı, Akdeniz yöresinde bol bol yetişir. Antibiyotik ilaç görevi gören adaçayı diş eti rahatsızlıklarında ve boğaz ağrılarında çok yararlıdır. Sinir bozukluğu, baş dönmesi, titremeye iyi gelir ve menopoz döneminde karşılaşılan terlemeyi durdurur. Özellikle boğaz ve ağız içi iltihaplarında günde birkaç defa adaçayıyla hazırlanıp soğutulmuş çayla gargara yapın, iyi geldiğini göreceksiniz.
Hazırlanışı : Kaynar su döküp 2-3 dk bekletin.
Kullanışı: Uyarıcı özelliklerinden dolayı sabah ve öğlen 2-3 çay fincanı.


Form çayları gerçekten zayıflatıyor mu?

Bu sorunun yanıtını yine Prof. Dr. Erdem Yeşilada veriyor: ‘Form çaylarına güvenmem. Vücuttaki sıvıyı attırmaya yarar. Kadınlar tonlarca krem alıyor antiaging için sonra zayıflama çayıyla vücuttaki suyu atıyor. Dibi delik bir havuzu doldurmaya çalışmak gibi bir şey. Kimse içmemeli. 7-8 günden fazla bağırsak yumuşatıcı kullanılmaz çünkü kolon kanserine davetiye çıkarabilir. Bu çaylar da böyle bir tehlikeye sahip.’

Çayı süt ilave ederek mi içmeli yoksa limonla mı?

Prof. Dr. Erdem Yeşilada kesinlikle uyarıyor: ‘Sütle çay içilmez.’ Neden? ‘Sütlü çay hazmı en zor besinlerden biridir. Sütte protein, çaydaki içindeki maddelerle birleştiğinde protein kompleksi meydana getiriyor’ diyor. Yeşilada çayı limonla içmenin zararı olmadığını söylüyor.

Peki günde kaç bardak çay içmek ideal?
Orta demde 10 bardak çay içebilirsiniz. Ama daha fazlası kabızlık yapar.

Mucize Çay…YEŞİL ÇAY

Dr. Lesley A. Mitscher ‘‘Yeşil Çay Kitabı’’ adlı çalışmasında ‘‘Uzakdoğu Paradoksu’’ ile yeşil çay arasında bağlantı kuruyor. Çin ve Japonya’da büyük ölçüde sigara tüketildiğine ancak kalp damar hastalıklarının yaygın olmadığına değiniyor. Mitscher, ‘‘Yapılan araştırmalara göre bunun nedenini yeşil çaya bağlıyorlar. Yeşil Çay kolesterol ve yağ değerlerini iyileştiriyor, tansiyonu düzenliyor ve damar sertliğini önlüyor…’’ diyor. Ayrıca ABD’de yapılan Hücre Biyolojisi Kongresi’nde de Purdue Üniversitesi’nden araştırmacı Dorothy Moore ve D. James Morre ve yeşil çayın kanser hücrelerinin oluşmasını önlediğini ve kanserli hücreleri öldürdüğünü bilimsel olarak açıklamışlar. İki araştırmacı yeşil çayın yapraklarında bulunan EGCg adlı bileşimin özellikle göğüs, prostat ve kalın bağırsak kanserini önlediğini kaydederek günde dört bardak yeşil çay içenlerin korunduklarını belirtmişler.
Bileşim: Kafein (%1-4), tanen (%10-25), enzimler ve uçucu yağ taşımaktadır. Tohumlarında sabit yağ (%23-29) ve saponinler
Etki ve Kullanış:

*Yeşil çay HDL (iyi kolesterol) seviyesini yükseltirken, LDL (kötü kolesterol) seviyesini düşürür.
*kolesterol dengesinin kurulmasına yardımcı olabilir.
*İçerdiği EGCg sayesinde, yağların vücutta depolanmadan atılmasına, vermenize yardım eder.
*Bağırsaklardaki faydalı bakterilerin çoğalmasını sağlar sindirim sistemine yardımcı olur.
*Antioksidan ve yaşlanma etkilerini geciktirici anti-aging özelliğe sahiptir.
*Sigara kullanımının toksik etkisini azaltıcı etkisi vardır.
*Kanser riskini azaltabilir.
*İçeriğindeki EGCg sayesinde, kanser hücrelerinin gelişmesini önleyici etkiye sahiptir.
*Yeşil çay tümörleri küçültebilir.
*Ağız kokusunun önlenmesine yardımcı olur.
*Kan damarlarını güçlendirir.
*Kan şekerinin düşürülmesine yardım eder.
*Alzheimer ve Parkinson’ a karşı önleyici etkisi vardır.
*Anti enflamatuar ve hücre yenileyici özelliği vardır.
*Artero-skleroz (Damar sertliği) riskini azaltabilir.
*Damar sertliğine karşı koruyucu ve kılcal damarları büzerek ödem oluşmasını önleyici etkisi vardır.
*Migreni hafifletici etkisi vardır.
*Virüslere karşı vücut direncini arttırmaktadır.
*Bağışıklık sistemini güçlendirir.
*Sürekli kullanımı, romatizma hastalığının tedavisinde fayda sağlar. Eklem romatizmasına iyi gelir.

Nasıl içilir ? - 2 gram yeşil çay 200 ml (normal su bardağı) bir bardak içersine konulup üzeri kaynar su ile doldurulur. Bardağın ağzı bir kapak ile kapatılıp 5 dakika beklenir ve daha sonra içilir. Ayni çay üzerine üç, dört kez kaynar su ilave edilerek gün boyu içime devam edilir. - Tatlandırmadan içilmesi tavsiye olunur.

27 Şubat 2010 Cumartesi

SAĞLIK OLSUN

ÖMRÜ UZATAN 20 GIDA
Meyve ve sebze ağırlıklı listede yer alan gıdalar yaşlanma sürecini yavaşlatıyor, hücreleri koruyor. Hücre ölümlerini engelliyor. Tamamı polifenol olarak bilinen doğal kimyasallar açısından zengin olan bu gıdaların, kalp krizine karşı koruma da dahil kronik hastalık riskini Ortadan kaldırıyor VE sağlığa birçok faydası bulunuyor.

İşte o gıdalar...

1-Elma
2-Böğürtlen
3-Siyah çay
4-Yaban mersini
5-Brokoli
6-Kepek
7-Kiraz
8-Domates
9-Kahve
10-Kızılcık
11-Siyah çikolata
12-Yeşil çay
13-Portakal
14-Şeftali
15-Erik
16-Ahududu
17-Kırmızı üzüm
18-Kırmızı soğan
19-Ispanak
20-Çilek

ÖMRÜ UZATAN ALIŞKANLIKLAR

Bu konuda size daha faydalı olacağına inandığım, Amerikada çeşitli tv. Kanallarında sağlık proğramları yapan Dr. Mehmet Öz’ün önerilerini aldım.
Bu önerileri alışkanlık haline getirip, Sağlığınızı korumalısınız...

1.Adım: Kalbinizi pompalayın; bol hareket edip kalori yakın Aslında vücudunuz doğal bir yağ yakıcısıdır. Her zaman kalori yakarsınız… Bahçenizle ilgilenirken, kitap okurken ya da banyo yaparken bile kalori yakarsınız.Fakat sağlıklı olmak için fiziksel egzersiz yapmanız şarttır.

2. Adım: Gerekli ölçümleri(Tahlilleri) düzenli olarak yaptırın Ölçüm yaptırdığınızda çıkacak sonuçlardan korkuyorsanız bile, yine de gerekli testleri yaptırmayı ihmal etmeyin. Bu testlerin sizin sağlığınızın değişmez bir parçası olduğunu kabul edin.

3.Adım: Çevrenizde iyi ve güvenilir dostlarınız olsun Strese ve depresyona karşı
kendinizi koruyun, olumsuz düşüncelerden uzak durun, kronik stres kalbin en önemli
düşmanıdır

4. Adım: Kalbinizi doğru besleyin; haftada bir kez balık yiyin Günde en az bir avuç
fındık, fıstık ya da ceviz yiyin. Zeytinyağı ve balık yağı damarlarınızı temizlemek ve iyi huylu kolesterolü yükseltmek için bire birdir.
Üzüm, kızılcık, soğan, domates ve portakalda bolca bulunur. Düşmanlarınızı tanıyın,
yağlı etten, tam yağlı süt ürünlerinden ve fast food türü gıdalardan
uzak durun.

5. Adım: Akrabalarınızla görüşmeyi ihmal etmeyin Böylelikle, hem akrabalarınızla vakit geçirir hem de onların da şikayetçi olduğu genetik rahatsızlıkları öğrenebilirsiniz.

6. Adım: Ecza dolabınıza Aspirin ekleyin Erkekler 35, kadınlarsa 40 yaşından itibaren kalp rahatsızlarından korunmak için her gün bir tane Aspirin alabilir. Bedeninizin ihtiyacına uygun bir multivitamin de takvim yaşınızdan altı yıl daha genç kalmanızı sağlar. Magnezyum, kalsiyum, C, E vitaminleri ve potasyum açısından zengin multivitaminleri tercih edin.

7. Adım: Düzenli olarak uyuyun. Düzenli uyumaya özen gösterin. Araştırmalar kadınların günde yedi – sekiz, erkeklerin sekiz – dokuz saat uykuya ihtiyaç duyduklarını ortaya koyuyor.

8.*Hergün kendinize şükredecek birşeyler bulun.

*Hazır gıdalar, rafine edilmiş ve işlenmiş besinler, unlu mamüllerden uzak durmalısınız.
*Hidrojenze kızartma yağları ile yapılmış gıdalar yüksek oradan toksik maddeler içerdiğinden dolayı uzak durmalısınız.
*Posalı meyveleri, soya fasülyesini, brokoli ve lahanayı sık sık tüketmeye çalışın.
*İnsanlara gülümsemekten çekinmeyin. Bu sayede siz ve karşınızdakiler kendilerini daha iyi hisseder.
*Negatif düşünmeyin, pozitif yönlere dikkatinizi vermeye çalışarak stres ve sinirden uzaklaşın.