4 Ocak 2010 Pazartesi

Cali de İnsan Manzaraları

İNSAN MANZARALARI

Önce içimi kanatan bir tesbitimi yazmak istiyorum.
Burada İnsanlar sınıflara, Clasmanlara ayrılmış. Birinci, ikinci, üçüncü hatta dördüncü sınıf bir gurubu, bunun üstü başka bir gurubu oluşturuyor. Bu ayrım yüzyılların bir geleneği olarak devam ediyor.

Bu konudaki tesbitim şu; Ülkeyi işgal eden İspanyollar ve Avrupalı diğer beyazlar yerlileri ve Afrikadan getirdikleri Zencileri köle olarak kullanmışlar. Asimile etmişler, kendi dillerini, dinlerini ve kültürlerini kabul ettirmişler. Bu insanlara iş kurma, zengin olma, adam gibi yaşama şansı tanımamışlar.
Şu anda bile bu sınıfın, bu kaderi yaşamakta olduğunu görebilirsiniz.
Bu sınıf, yani aşağı clasmanlarda olan insanlar genel olarak derisi siyah olanlar ve yerlilerden oluşuyor. Bunlar daha çok hizmet erbabı olarak çalıştırılıyorlar.

Öyle sanıyorum ki bu Kara derili insanlar clasmanlarını yükseltemeyeceklerini biliyorlar. Ne kendileri ve ne de çocukları bu çemberi kıramıyacaklar. Hep köle, hep ücretli ve hep hizmet erbabı olarak yaşamaya devam edecekler.

Belki de gözlerinin önünde yaşanan parlak hayatı yaşayamadıkları için, yaşama şartları zor olan bölgelerinde; Amazonlar gibi, uyuşturucu yetiştirip onun ticaretini yapmaya, zengin insanları tehdit ederek terör yaratmaya başlamışlar. Böylece sistemden hınç alıyorlar. Devlet bunlarla mücadelesini sürdürüyor., Ancak henüz ne terörün, ne de uyuşturucunun kökü kazınamamış.

Bu nedenle Malikanelerin, villaların kapılarında elinde anahtar, belinde silahlı kapıcılar var. Zengin ve önemli adamlar silahlı korumalarla geziyor.
Bunları görmek te beni üzüyor.
İki bakımdan üzüntü duyuyorum:
Birincisi insanların bu çağda bile renklerine, gelirlerine ve sosyal statülerine göre sınıflara ayrılmış olmalarına.
İkincisi de Colombia da, özellikle de içinde yaşamakta olduğum Cali gibi medeni bir kentte böylesi korkulu bir hayat yaşamalarına ve bu yaşamın gereği olarak ta olağan üstü tedbirler alınmış olmasına.

HER ŞEYE RAĞMEN

Halkın çoğunluğunda bu türlü bir endişe görmedim. Aslında Ülkede terörü hissetmiyorsunuz. Ne şehirde yaşarken, ne de otomobille şehirler arası yolculuk yaparken
Ülkede Demokrasi, Asayış, İnsan hak ve hürriyetleri, Bilim, Ticaret titizlike sürmekte olduğunu gördüm.
yaşam bütün renkleriyle ve bütün hızıyla akıyor.

İŞTE ÖRNEKLERİ

A. Gece 2400, 0100 da 15-20 yaşındaki genç kızlar, yaşlı erkekler, herkes, o saatte bir kafeteryada kahve içebiliyor, yahut bir taksiye atlayıp, evlerine gidebiliyorlar. Ne bir korku, çekikce duyuyor, ne de yaşamlarını etkiliyor.

B. İnsanlar eğlenmeyi seviyorlar. Her şeye rağmen yüzlerinden tebessüm, dillerinden Grasyas, gönüllerinden sevgiyi eksik etmiyorlar. Her şeye ve her zaman bir parti verimeyi seviyorlar. Partiden amaç salvolu müzikleriyle ve sevdikleriyle salsa yapmak (dans etmek.) Gönül eğlendirmek.

C. İnsanlar birbirlerine saygılı ve hoşgörülüler. Kasten bir kabalık yapıldığına şahit olmadım. Sokaklara tüküren, Çöp atan kimseye rastlamadım. Burada sigara da içilmiyor. Ne yollarda ne de umumi yerlerde sigara ızmariti yok.
Bir hata işleyen hemen ‘perdon’ der, öteki muy’lu, muço’lu cevap verir. Bütün bunlar konuşulurken yüzlerinde tebessüm eksik olmaz.

D. Kadınların süper dekolte kıyafetlerinden ve serbestliklerinden bahsetmeden geçersem ayıp olur. Kadınların ve kızların memeleri ve kalçaları çok iri, yahut şişirmişler. Olanı da kimseden esirgemiyorlar. Göbeklerine kadar Göğsü açık dekolte elbiseler giyiyor, yahut atletle geziyorlar. Etekleri miniden de kısa, belki süper mini denebilecek kısalıkta etek, yahut şort giyiyorlar. Biz böyle şey görmemişiz, uzun süre alışamadım Beni perişan ettiler. Alışana kadar epey bocaladım.

E. Burada Kadınlar erkekleri öpüyorlar. Tanıdık iki aile karşılaştıkları zaman bir birlerinin karılarına sarılıp şapur şupur öpüşüyorlar. Erkekler bir birlerine sarılmıyor, öpüşmüyor, sadece tokalaşıp, hal-hatır soruyorlar. Cemin tanıdığı bazı kadınlar beni de öpüyorlar, tabi ayıp olmasın diye ben de onları öpüyorum...Parfümlerinin çok güzel koktuğunu, alışana kadar başımı döndürdüğünü de itiraf etmeliyim...

F.Burada otomobil kullanımında Kadınlarla erkekler tamamen eşit. Yüzde elli, yüzde elli. Öteki konularda kadınlar 1-0 ilerdeler. Erkekler yiyeceği yemeği seçme özgürlüğüne bile sahip değiller.

G. Dindarlar. Krismis gecesi evlerde ve kiliselerde mutlaka törenler tapılır. Hediyeler dağıtılır. Krismis gecesi birine davetliydik. Gece 24 00 ten sonra herkese hediye verilmeye başlandı. Paketler açılıyo, içinde kimin isimi yazılıysa o hediye onun oluyor. Hiç beklemediğim bir andı, benim adım okundu. Bana da bir hediye geldi. Teşekkür ettim.
Katolikler. Her mahallenin bir kilisesi var. Hz:İsa ve Anası Bakire Meryem dini sembol olarak çok kullanılıyor.
Evlerde,
iş yerlerinde park ve bahçelerde, her yerde görmek mümkün. Şehir dışında bir yere gidiyorduk. Yol kenarında ağaçların arasında 50cm.lik nişler yapmışlar, içine İsa, Meryem heykelcikleri koyulmuş. Hatta kimse çalmasın yahut kırmasın diye önüne demir kafes koyulmuş.
Herkesin evinde mutlaka bir CİSA, (İsa demek), Meyem köşesi vardır. Bunu gittiğim evlerde hep gördüm. Bilhassa zengin evlerinde, malıkanelerde...Gene süslenmiş bir krismis çamı vardır.
Cem’in yanında çalışan bir garson kızın kolunda bir döğme vardı. Ben merak ettim ve sordum. Cisa..dedi, gösterd. Kız koluna İsanın Çarmıha getilmiş bir döğmesini yaptırmıştı.
Sonuç olarak, insanların hayatlarının her döneminde mutlaka dini motiflere raslamak mümkün. Kilise yüz yıllarca bu dindar insanların beyinlerine Allh-İsa-Meryem,yani, Baba-Oğul-Ana üçlemesini(buna Teslis diyoruz)işlemeseydi de, Tek ve lem yelît, velem yûlet olan Allaha inansalardı, diye hayıflanıyorum.
H. Her yerde olduğu gibi burada da çok sayıda otomobil var. Hatta yollara sığmadığı zamanlar oluyor.
Sanıyorum hiçbir yerde görülemeyecek kadar da motosiklet ve bisiklet var. Motosikletler yollarda trafik canavarı gibi pervasız ve kural tanımazlıklarıyla sinir bozuyorlar.
Otomobiller genel olarak yol kenarlarına park ediyor. Her park eden otomobilin başınada hemen bir Peşgirci peydah oluyor. Peşgirci benim tabirim. Peşgirciler işsiz cücsüz takımından kimseler. Çoğu kere ellerinde polis Jopu gibi, ip yahut kayışla bileklerine geçirilmiş bir sopa, omuzlarında kirli kırmızı bir peşgir var. Otomobil parktan ayrılırken gene arabanın başında bitiyorlar, her şoför elindeki, yahut cebindeki bir iki bozukluğu onlara vererek ayrılır.

İ. Büyük ve güzel alış-veriş merkezleri var. Süper marketler…Burada ki bazı marketler Amerikada bile yok. Düzenli, sistemli, rahat ve konforlu. Mesela aldığınız şeyleri paketleyerek arabaya kadar taşayan görevliler var. Eğer orada bir şeyler yemek isterseniz, taze, ucuz ve güzel yiyecek bulabilir, yiyebilirsiniz. Biz tavuk yemek istedik. Garson tavuk servisinin yanında ikişer tane naylon eldiven getirdi.Yani, Tavuğu ellerinle yiyebilirsin…

J. ‘’CALLE 15N’’ . Bu bir cadde adı. Okunuşu ‘KACE NORT 15.
KACE……….Cadde
NORT……….Kuzey
15.…………15. cadde demek.

Bazı Kelimeler bizimkilerle aynı, bazılarının da manası farklı.
MERHABA...........OLA
ÇORBAYA...........SOPA,
PARDON............PERDON,
LAF...............BALAVRA
ARABA LASTİĞİNE...CANT
E,,KADAR..........HASTA,
GÜNEY.............SUR
2 rakamı..........Dost

k.Geçim Kaynakları; çok...önce tarım...Şeker kamışı ve Kahve ve pamuk baş ürünleri.
Çiçekçilik, maden, Sanayi...Herşey var...İşte dalında kahve...

CALİDEN GÖRÜNTÜLER

ÇÖP İŞİ NASIL HALLOLMUŞ ?

Burada cadde ve sokaklarda çöp, naylon poşet, sigara ızmariti, çekirdek kabuğu gibi göze hoş görünmeyen, şehri çirkinleştiren atıklar göremiyorsunuz.

Olayı şöyle halletmişler.

Önce halkı iki konuda eğitmişler.
Birincisi, sokağa çöp atamyınız. Çöpünüzü çöp kutusuna atınız. Çöp kutusu yoksa, çöpünüzü cebinizde saklayınız diye eğitim vermişler. Bu arada otomobilden sokağa çöp atıldığını polis görür, yahut biri ihbar ederse çok ağır ceza yazıyorlar.
İkincisi, çöpleri guruplandırmışlar, bunun da eğitimini vermişler.
Geri dönüşümlü çöpleri özel çöp kutularına attırmışlar. Mesela kağıt, mukavva ayrı bir çöp kutusunda. Naylan poşet, pet şişe, naylon karışımlı çöpler ayrı bir çöp kutuda. Metal kutular ayrı bir çöp kutusunda. Cam eşya çöpleri ayrı bir çöp kutusunda.

Bunlardan başka, sokaklarda ‘Dönüşümlü Çöp’ tolayan insanlar var. İşi gücü olmayan, mesleği, geliri olmayan, genç, yaşlı, kadın erkek. Bunların el arabası gibi arabaları var. Soakalarda gördükleri dönüşümlü çöpleri topluyorlar, hatta toplamak için yarışıyorlar. İşyerlerine, lokanta, kafeteryalara gidip çöplerini alıyorlar. Topladıkları dönüşümlü çöplerini hemen Belediyeye satıyor, parasını peşin alıyorlar.

Böylece hem yüzlerce işsiz güçsüz, dilenecek insan iş sahibi oluyor, hem de şehrin temizliğine katkıda bulunmuş olunuyor. Belediye de bu çöpleri Dönüştürerek, kendi bütçesine önemli katkı sağlıyordur.

Bizdeki gibi, her sokağı süpüren süpürgeciler var. Belediyenin çöp arabaları her gün, çöp bidonlarını boşaltıp, çöpleri alıp götürüyor.
Sonuç olarak Cali şehrinde sokaklarda uçuşan poşet ve kaldırım kenarlarına atılmış pet şişe, kagıt parçaları görmedim.
Burada Çöp İşi Hallolmuş.

BİR KAÇ ANEKDOTUM VAR

83 YAŞINDA HAYAT DOLU
Ana Marianın akrabalarından birinin Malikanesine gittik. Adamın adı Sinyör Herman 83 yaşında olduğunu söyledi. Otomobillere bindik, Herman önde, biz arkasında onu takip ederek gittik. Ancak yolda iki kere bizi bekledi. Ne garip ki Cem adamın peşinden yetişemiyodu.


İşte PAPAYA AĞACI ve ÜRÜNÜ...Ben buna Kırmızı Kavun adını koydum.


Önü asla kapanamayacak olan Yüksekçe bir arazinin, göl manzarasına hakim bir yerine kurulmuş bir Malikaneye vardık. Yazlık olarak kullanıyorlar. Beş dönüm kadar bir arazi. Geniş bir bahçe. Bahçede üç manğo ağacı, iki kırmızı kavun, bambu, adını blmediğim envai çeşit ağaç, orkideler, rengarenk süs bitkiler çiçekler, tavuk kümesleri ve üç tane TAVUS KUŞU. Binanın kapalı alanı 500+500m2 , 1000m2 kadar var. Yukarda 5 yatak odası. Her odada banyo wc., makyaj masası, gardrop ve Dini dua yeri (İsa, Meryem ve meleklerin heykelleri) odanın toplam alanı en az 100m2…Her odada kacaman plazma tv, ses ve müzik yayını var.
Aşağıda, en az 300m2 mutfak. Oyun salaonu, sinema salonu, dinlenme salonu, Dini salon-dua evi- diyorlar. Sundurma…maroken koltuklar, bambu divanlar, bahçenin içinde, rengarenk okide çiçekleri ve onların kokuları arasında dinlenme faslı. Orayı yazıya dökebilmek oldukça zor. Çünkü ne kadar yazsanız gene de az yazmış olursunuz .
Bence işin en önemli yanı Senyor Herman’nıny bu binayı 70 yaşında yaptırmış olmasıdır.


Bu malikanenin Teşekkür köşesi...Burada İsa ve Meryem'e teşekkür ediliyor....

Sundurmanın altında Bacaklarını uzatmış yatan adam, buranın sahibi Senyör HERMAN

ŞEREFE…DİYEREK ÇAY BARDAKLARINI TOKUŞTURDUK
Restoran ta, yeni tanıştığımız iki arkadaşla sohbet ederken ben çay ısmarladım. Çaylar masaya geldi. Akıllı Calili bardağı aldı, kaldırdı, şerefe dedi. Biz de kaldırdık, şerfe dedik, bardakları tokuşturduk , adam çayı dikti kafasına. İribir yudum çay aldı. Ağzı öyle haşlandı ki kıpkırmızı oldu. Çay biraz soğuktu ama gene de içi dışı yandı.



MARENYA
Cem’in; Neşeli, renkli, konuşkan ve iyi bir hanım müşterisi. Calinin zenginlerinden. Hem de birkaç köşe dönmüş, zenginlerinden.… 100 kilonun üstünde. Adı Sinyora Marenya. Marenya benim de dostum oldu. Biraz İngilizce, biraz İspanyolca, biraz da Tarzanca konuşmaya çalışıyoruz.
Marenya Nurettin diyemiyor, sana Nuri diyelim dedi, gülüştük. Burada 'Nuri' kız adıymış. Marenya bana Nuri diyor.
Bir gün sözlükten bana bir kelime okuttu. İspanyolca Lindo...Türkçesi hoş, zarif, ince nazik yazılıydı.

GÜLDEN GOURMET



Colombia'nin Cali Kentinin Granada Semti ( Granada Endülüs Emevi Devletinin Başkenti idi) Restoran, yiyecek ve içeceğin çokça bulunduğu bir semt. Bu semtin merkezinde, C9N69 sokağında, sokağın köşesinde, GÜLDEN yazısı, özellikle (Ü) harfi gözünüze takiliyor, size aşina geliyor. Bir yabancı ülkede bizim ÜĞŞÇÖ harflerimizi görmeniz, yahut telaffuzunu duymanız pek olası değildir. Burada GÜLDEN GOURMET ve TURKISH CUİSİNE yazısı hemen Türkiyeyi hatırlatıyor. Sizi en çok 2.5mx2m boyutunda ki cam giriş kapısına yapılmış Nazar Boncuğu Çıkartması ve kapıyla tabela arasına kaplanan İznik çinisi etkiliyor. İçiniz ısınıyor, yüzünüz gülüyor, dudağınızda tebessümle içeri giriyorsunuz.


Gelinim Ana Mariya ve Ben

İçeriye girer girmez Türk yakınlığını hissediyor, Türkiyeyi anımsıyor, herşeyi kendinize yakın buluyorsunuz.

Restorant, Mutfak ve salon olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Mutfak önünde tezgah ve üstünde 60cmx2m. lik bir perde var. Perdenin üzerine kocaman bir Türkiyenin Turizm haritasını koymuşlar, hemen altında Türk Bayrağı, Ayıyla yıldızıyla bizim kırmızı beyaz bayrağımız, yüzünüze gülüyor sizi kucaklıyor,..

-Hoş Geldiniz, diyor.



Salonda duvarlara sabitlenmiş altı adet masa ve her masanın gene sabit karşılıklı ikişer kişilik, deri koltuğu var. Her masanın üzeri boydan boya posterlerle kaplanmış, üzerine cam koyulmuş, şık ve tertemiz bir mekan olmuş.

Posterler ülkemizin çeşitli bölerinin görüntülerinden oluşmuş.

Birinci Masa Doğu Bölgesi Masası. Ağrı Dağı Postrri… Ağrı Dağı bizim, der gibi…Posterin üzerinde ayrıca Tepesi karlı, Erciyes dağı, Diyarbakır İsak Paşa Camisi ve başı dumanlı, eteklerinde yaşattığı medeniyetleri sergeleyen heykelleriyle Nemrut Dağları bulunmakta.



İkinci Masa İstanbul Masası, İstanbul Ortaköy Cami ve Boğaziçi köprüsü posteri var. Posterin üzerinde, Pera Palasın bulunduğu sokak, Sultanahmet Cami bütün haşmetiyle, Kapalı Çarşı resimleri sergilenmiş.



Üçüncü Masa Capadocia Masası. Kapadokya’nın Peri Bacaları posteri Var. Üzerine Peri Bacalarının, Göremenin, tünellerin resimleri koyulmuş.



Dördüncü Masa EGE Masası. Kocaman Troya Atı posteri var. Posterin üzerine İzmir Saat Kulesi, Kuşadası, Efes estanteneleri koyulmuş.



Beşinci Masa, Karadeniz Masasidur…Karadenizun hırçin dalgalarinun kıyılaru doven posteri çok yakişmuş. Posterin üzerunde Sümela Manastiru, Horon Tepen Karadenuz Uşağu, Trabzon Uzun göl, Rizanun yaylaru vardur. Temele nooldi, kimse bilmey…




Altıncı Masa Akdeniz Masası. Akdenizin çarpıcı güzelliklerinin posteri ve üzerinde Yıllara meydan okuyan Aspendos, Mavi deniz ve yeşil doğanın kucaklaştığı Göcek koyu ve Alanya..

Türkiyede seyahat ediyor gibisiniz. Ülkemizin her köşesini geziyor, anımsıyorsunuz.

İçeriye giren müşteriye garson, hangi masada oturmak istersiniz diye sormuyor, Türkiye de nereye gitmek istersiniz diye soruluyor.


Kapının karşısında ki duvarda yaklaşık 6mx1m ebadında yazı tahtası var. Üzernde PREGUNTE POR yazılı büyük harflerle, Por için demek. Öteki kelimenin manasını bilmiyorum. Belki ‘Sizin için’ dir. Çeşitli yemekler, menü çeşiteri, kahvaltılar var. Çay, kahve yazılı. Bu yazılrı zaman zaman değiştiriyorlar. Tahtanın üzerinde boydan boya bir raf var. Rafta yaklaşık kırk paket Çaykurun Filiz ve Tomurcuk çayları var, Kahve fincanları, cezveler, tabaklar…hem teşhir ediyor, hem de satış yapıyorlar.
Salonda üç kolon var, (40x75m) ebadında direk. İki kolnun etrafına raf yapılmış raflarda zeytinyağı şişeleri sıralanmış. GULDEN OLIVE OIL, Bunlar Gülden Zeytin yağları, üzerinde nazarlıklarla Türkleştirilmiş. Karşı Kolonu kocaman nazarlıklarla dekore etmişler. Hep bizden, hep bildik Memleket compozisyonu oluşturmuş…Memleket hasreti duyan herkes karşısına geçip seyretmekle hasret giderebilir.


Köşelerde ve kolon önlerinde, tahtadan yapılmış 50-60cmlik küçük variller var. İçlerine Turkish cooffi, zeytin yağından yapılmış sabun ve kuruyemiş; incir, badem,ceviz, fındık gibi..ürünleri koyarak hem güzel bir dekor oluşturmuş, hem de satış yapmak için reklam yapmışlar.

Restoranta girdiniz. Bütün bu tanıdık, bildik ve sıcak havadan sonra yemek yiyeceksiniz, bunu için menü listesi isteiyorsunuz, size 12 sayfalık kuşe kağıda çok güzel baskı yapılmış bir dergi veriyorlar. Sanki Türkiye Turizm Rehberi.

İçinde neler mi var? Bunu anlatabilmek cidden zor. Bunun için bu dergiyi elinize alıp bakmanız gerekir. Gene de kısaca bahsedecek olursak, derginin iki ana teması olduğunu görürüz.

Birinci Temada, Türkiye, Türkiye hakkında bilinmesi gereken bilgiler var. Osmanlı ve Türk mutfağı, Akdeniz diyeti hakkında bilgi. Atatürk ve Türkiye hakkında bilgi. Kapalı çarşı, Boğaziçi ve Boğaziçi köprülerihakkında bilgiler ve Kendilerinin tanıtımı var…kim oldukları, şimdiye kadar neler yaptıkları, şimdi ne yapmayı hedeflemişler…

İkinci Temada, Türk yemekleri, yemeğin içindekiler (ki kırmızı mercimek gibi birçok şey burda olmadığı için ithal ediyorlar), yemeğin yöresi ve tarihçesi. Zeytinyağı, Yoğurt, patlıcan, kuru yemişlerimiz ve kahvemiz, Türk Kahvesi…Kahve Falı, Türk Lokumu hakkında geniş bilgi verilmiş...

Menü listesinde şu yemekler var:
a. Çorbalar: Ezogelin, kırmızı mercimek çorbası, Yoğurt çorbası.
b. Soğuk Yemekler: Zeytin tabağı, Zeytin yağlı dolma, Çerkez Tavuğu, Bufalo peynirli domates kulesi salatası, domatesli ekmek (Bruchetta)lı karışık )5 ayrı çesit zeytin Gemlik ve Aydın zeytinleri) zeyin tabağı, Havuç Salatalı ‘Hoş Geldin’ tabağı, Cacık, sucuk ve Pilaki ıle doldurulmus Midye…
c. Ana Yemekler: İskender, Kasap Köftesi, İstim Kebabı, Patlıcan Musakka, Sultan Tavuğu, Arnavut Ciğeri, Zeytin ezmeli Tavuk, Ali Nazik ve Mantı. Bu yemekler ile birlikte Bulgur Pilavı ve çoban salatası bir tabakta verilmekte.
d. Tatlılar, Baklava; cevizli ve fıstıklı, kabak tatlısı, Sütlaç; çikolatalı, hindistan cevizli ve Vanilyalı
e. Sıcak içecekler: çay ve Türk kahvesi, yandan çarklı Türk lokumlu (Hazer Baba)..

Yemeğinizi, Tarkan, Sezen Aksu, Candan Erçet, Bülent Ersoy, Zerrin Özer, Sibel Can, Münir Nurettin gibi bizim güzel sanatçılarımızdan memleket havaları dinleyerek, climanın sağladığı serinlikte (18C~20C), Ülkemizden binlerce km. uzakta, aynı tadı ve aynı lezzeti alarak, kendi evinizde imiş gibi yiyorsunuz.

Sonuç olarak; GÜLDEN GOURMET TÜRKISH CUISINE de mideniz Türk yemeklerine, gözünüz Türk motiflerine, kulağınız Türk müziğine doyuyor. Türkiye ile doluyorsunuz.

İşyerinin kurucusu ve sahipleri Ana Mariya ile Mustafa Cem Gülden. İkisi de Universite mezunu, Cem Matematikçi, Ana Mariya İşletmeci. Cem Şef, Ana Mariya Yönetici olarak çalışıyorlar. İşlerinde oldukça disiplinli, dikkatli ve başarılılar.
Cem Türk Vatandaşı. Dini bütün, ameli salih, vatan ve milletine karşı sevgisi ve muhabbeti her geçen gün artarak devam eden oğlumuz. Türklerin yemek kültürünü iyi tahlil etmiş, bilgili ve becerili. Bu küçücük mutfağında hemen hemen her yemeği çıkartabiliyor. Yılbaşında yaptığı ‘ Kestaneli, İç Pilavlı Hindi Dolması’ ına şimdiden gelecek yılbaşı için sıraya girdi, sipariş verdiler.


Cem iki çırak yetiştirmiş, Valentina ile Tatiana, iki genç kız. Yemek okulu mezunu, elleri yatkın ve becerikliler, Cem’in yokluğunda Restoranı çevirebilecek kıvama gelmişler.

Satış fiyatları normalin üzerinde olduğu için, Müşterileri de seçkin insanlardan oluşmuş.
Açılalı üç ay olmuş. Namı süratle yayılıyor, duyan geliyor, gelen bir daha geliyor.

Türkiye sevdalısı Cem ve eşi Ana Mariya ile iftihar ediyorum. Onların başarılarının devamını, daha nice şubeler açarak Colombiada Türk adını ebedileştirmelerini diliyorum.

GÜLDEN GOURMET'E DEVAM

GÜLDEN GOURMET'teyiz.
Bugün Ne yiyelim…?
Menüden yemek mi seçelim, yoksa Şef bize henüz menüye koyulmamış yeni bir yemeğini mi tattırsın diye? Şefe sorduk,
Şef Cem,
-Bu gün size balık yapayım, dedi.

Önce bir tepsiye 30-40cm lik bir balığa 1 kilo kaya tuzu, iki yumurta akı, birkaç damla da su ile karıştırarak tuzu sıvama kıvamına getirdi.
Temizlenmiş Balığı, (özellikle kabuğu soyulmayacak,.. ) tuzun içine yatırdı. Her tarafını iyice kapattı. Hiç açık yeri kalmadı. Sürdü fırına…350 derecede 45 dakikaka bekletilecek, tuz kızaracak, balık lime, lime olacak.
-Bunun adı ne ? dedim,
-Balık Tuzda, Tuz Fırında, dedi.


Yanında ne yiyelim diye sorduk,
-Cem’in Yeşilliği’ni tavsiye etti. Cem’in Yeşilliği geldi önümüze…

Kıvırcık Marol, Yeşil soğan, Nane, Maydanoz, Kırmızı taze kızartma biberi, (acı sevenler yeşil acı biber doğraya bilirmiş) Domates, Peyaz Peynir, Avagarner, Yarım parmak büyüklüğünde doğranmış, Tavuk haşlanmış, kızartılıp, üzerine serpilmiş. Üzerine biraz Süt Mısır taneleri ekilmiş. Sirke- zeytinyagı, tuz dilediğiniz kadar.
Sirkesi yıllanmış üzüm sirkesimiş, şarap gibi…Zeytin yağı da Gülden Gurmet ürünüymüş. Geniş bir tabağa koyularak masaya servis yapıldı. Hekes oradan istediği kadar tabağına alıyordu.


Balığın üstüne bir tatlı ister. Ne tatlısı alalım ?

Şef,
-Cem’in Şeftali Tatlısı’nı tavsiye etti. Meyveli hafif, harika bir tatlı imiş.

Bunun da tarifini verdi, ben de size anlatayım. Gerçi bunu bilmeyen azdır, ama gene de bilginizin tazelenmesi için göz gezdirebilirsiniz.
Marketten aldığı konserve Şeftalileri dörde bölüyor. (Konserve’nin şurubu içinde.)
20 gram şeker
60 gram un
3 yumurta
45 gram Tereyağı (Trabzon Tereyağı Öönerilir..)
Önce unla şekeri karıştırıyor, daha sonra yumurtaları kırıyor, tekrar karıştırıyor. Un la malzeme iyice kıvam alıyor. Sonra şeftalileri döküp gene karıştırıyor. Bir tavada yağın yarısını eritip şeftalilerin üzerine döküyor, karıştırmaya devam ediyor. Daha sonra az ısınmış tavaya şeftalileri simetrik şekilde diziyor, kalan yağı ilave ediyor, ocakta bir süre tutuyor. Tavanın kenarlarındaki yağlar kaynamaya başlayınca, ocaktan alıyor, 250 derecedeki fırına sürüyor, 30-35 dakika bekletip çıkarıyor.
Meyveli hafif, harika bir tatlı olmuştu Cem’in Şeftali Tatlısı
Siz de yapıp, Afiyetle yiyebilirsiniz…


BİR YENİLİK YAPMAK İSTER MİSİNİZ?

Size CEMİN KAHVALTI KASESİNİ öneririm…

Marketlerde satılan Mısır Gevreği’ni alıyorsunuz.
Bir yemek kasesine,
Bir avuç mısır gevreği,
Bir mevsim meyvesi….Nar olabilir, kokulu kara üzüm olabilir, muz olabilir veya başka bir meyve,
Bir dilim Sarı Kavun,
Bir dilim kırmızı kavun, Bunu Türkiyede bulmak mümkün mü bilmiyorum…
Kasenin içindeki malzemeyi örtecek kadar Yoğurt,
Bunları iyice karıştırıp, afiyetle kaşıklıyorsunuz…
Yanında limonlu Cincır Çayı güzel gidiyor…
Hem Pratik, hem besleyici hem iştah açıcı…

NASRETTİN HOCA’DAN İNCİLER

DEKOR: Nasrettin Hoca’nın evi. Karşıda masa sandalye, bir kenarda bir divan. Nasrettin Hoca masaya oturmuş Kuran okur. Başında kavuğu, sırtında cübbesi vardır. Cübbesinin kolları oldukça geniştir. Bir kenarda saz, duvarda Kuranı Kerim kabı asılıdır.. Hanımı divana oturmuş örgü örüyordur.


l. PERDE

Hanım ………. (Kapı çalınır. Hanım kapıyı açar.) Buyurun, bi şey mi soracaktınız?
Yahudi:……… (Yalnız çenesinde sakalı olan biri girer, azınlık şivesi ile
konuşur. Selam verir.) Geciyordum ugradım.
Hoca………….. Hoş geldin komşu. Bir şey mi istiyordun.
Yahudi……….. Para içün gelmemisüm…iste öyle ugramısım…Seni cigneyip gecersem
darilirsin degil mi
Hoca…………. Yok canım, olur mu öyle şey? Tabiy memnun bile oluruz..
Yahudi……… . Bu siralarda elim biraz dardadir. Şu bizim alacak işini de bir sorsak dedim.
Hoca………… Oğul, yoktan yonga kopmaz bilirsin…Allah bana, ben de sana vereceğim.
Yahudi………. (sevinir) Ne zaman olacak?
Hoca ………… (aynı tonda cevap verir) Yakında olacak…
Yahudi………. Ney olacak
Hoca ………… Para olacak
Yahudi……….. Nasıl olacak
Hoca…………. Sana söyleyeyim de ortak çık deel mi? Varmı bende ortak edecek göz.
Yahudi Sen ne iş yapacaksın Hoca efendi? ortak ta olmam, kimesneye de demem
Hoca Dinle Agop Efendi, bizim kapının önünde ki çitin etrafına çalı dikeceğim. Köyün bütün sürüsü, koyunu, keçisi buradan geçecek. Koyunlar çalılara takılır değil mi?
Yahudi Helbette…sürtünmeden geçemez, hatta geçmemeli
Hoca Bak ne eyi bildin. Helbette sürtünüp geçecek. Yünleri çalılara takılacak. Gayri her gün yün toplamakla başa çıkılmaz. Neyse benim Hatun yünleri yumak yumak eğirip, tezgah tezgah gerip, arşın arşın dokuyacak. Ben de elimi öpene satacağım. Doğrusu çok para kazanacağım. Borcumuz da, harcımız da bitecek. Hatta sana ödünç bile verebilirim, ister misin…
Yahudi (Yüzündeki neşe kaybolmuş, sinirinden gülümsüyor gibi dişlerini sıkıyordur)
Hay kurban olsunlar böyle borç ödemege, hatta ödünç vermege…
Hoca İşini sağlam kazığa bağladın. Peşin parayı gördün ya gayri kıs kıs gülersin.
Yahudi Madem bu kadar kolay para kazanacaktın da niye yapmadın şimdiye kadar?
Hoca Kul sıkışmaz sa Hızır yetişmez. Agop Efendi…
(Yahudi kendi kendine bir şeyler konuşarak çıkar)
Hoca…………. Hatuuun….neredesin yahuuu
Kadın Ne var Efandi? Geldim..
Hoca Yoruldun otur da sohbet edelim biraz. Dünya işi bitmez.
Kadın Kadın kısmı oturmaz. Oturursa ev göçer. Aha böyle ayakta dinleniriz
Seni dinliyorum, ne konuşacaksın?
Hoca Ben senin niye oturmadığını biliyorum,
Kadın Niyeymiş?
Hoca sana gidelim dedim ya, gayri ayağın altına gelmez, gözün dışarıdadır.
Kadın ilahi efendi sen aklıma getirmesen hepten unutmuştum. Sahi bir yere mi
gideceğiz
Hoca Babanı özlediğini söylüyorsun. Götüreyim de hasret gider diyorum.
Kadın Sen ‘he ‘ dersen gideriz, niye gitmeyelim.
Hoca ‘Yok’ dersek te gitmeğe çalışacaksın iyisi mi ‘he’ diyelim de yiğitlik bizde
kalsın. Hadi hazırlan da gidelim. (Kadın sevinçten zıplar) Bizim gelenimiz gidenimiz eksik olmaz. Bu gün aldığım eti pişirdiysen getir yiyiverelim de vakitlice yola çıkalım.
Kadın (kıvranır… eti pişirmiş, komşulara yedirmiş, Hocaya ne diyeceğini bilmiyordur.) Eti mi şey pişirmedim.
Hoca Niye pişirmedin Hatun? Sana pişir diye vermedik mi?
Kadın Efendi sorma etin başına gelenleri. Bizim kedi senin ge¬tirdiğin eti kapıp kaçtı. Arkasından koştum ama yetişemedim, Anlayacağın hain kedi senin eti yedi.
Hoca (Hoca sinirlenmiştir, karısıyla beraber çıkar, az sonra içeri girerler. Hocanın elinde çengelli terazi vardır.) Bak Hatun gördün kediyi tarttık. Kedi iki okka geldi. Ben de iki okka et almıştım, etti dört okka. Tarttığımız kedi iki okka geldi. Kedi iki okka ise benim et nerede, bu et ise bizim ke¬di nerede?
Kadın Hocam ben de deminden beri onu düşünürüm..aaa şaşırdım doğrusu…Bu nankör kedide bi iş var. (kapı çalınır, Kadın kapıdan bakar, ) Bir misafir gelmiş içeri alayım mı
Hoca Kapımıza gelmiş misafiri dışarıda mı bırakacaksın Hatun? Bu bizim töremizde nice vardır? Al tabiy, helbette alacaksın.
Kadın Gidecektik ya
Hoca Yahu ne acele edersin? Yazı var kışı var bu işin… Allah’ın günü tükenmedi ya (kadın çıkar, Çoban girer)
Çoban (Hocayla selamlaşırlar. Hoca masaya oturmuştur) Hocam kusura bakma , ben şey sandım, seni yalnız sandım. Yengeynen mişin
Hoca Yok Çoban oğlum, önemli bir şey yapmıyorduk. Nasılsın bakalım oğul…ne var ne yok?. Koyunların keçilerin nasıl. Bir hacetin mi vardı.
Çoban Noolsun Hocam, sağlığınıza duacıyık.
Hoca Bir şey mi diyecektin?
Çoban He ya şey danışacaktım. Sürüyü köprüden geçirirken iki keçi birbiri ile toslaştı, biri suya düştü boğuldu.
Hoca Eeeey
Çoban Eyisi sağlığın. Bunu soracaktım Hocam. Höküm nedir?
Hoca Bunda senin ne günahın var Çoban oğlum. Onlar keçi, keçi gib İnat hayvanlar. Yapma dersin yaparlar…keçi işte inat inadına iş yapar, sonrada düşer ölür. Senin bir günahın yoktur. Hüküm budur.
Çoban Suya düşen keçi senin keçiydi Hocam,
Hoca Haaa o zaman durum başka. Açalım şo kara kaplı kitabı okuyalım bakalım ne yazar?
Çoban Hocam ben okur yazar değilim. Sen oku, ne yazıyo ise, borcumu ödeyim
Hoca Aferin be evladım. Sen bu kadar doğru-dürüst olduktan sonra, sana bir keçi değil, bir sürü feda olsun.. Var get işine, ben keçimi bağışladım. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir. Canın sağ olsun. Çoban (Hocanın elini öper) Allah senden razı olsun Hocam. Bana eyvallah (çıkar)
Hoca (Kuranı kılıfına koyar duvara asar, kenarda duran sazı eline almış , mızrabı hep aynı tele vurarak dın! Dın! Diye monoton bir ses çıkarırken, içeriye iki komşusu girer.)
l.komşu Ne yapıyorsun Hocam?
Hoca Saz çalıyorum.
l.komşu Ama bu nasıl saz çalma? Herkes sazın öbür tellerine de vuruyor, ne güzel sesler çıkarıyor...
Hoca Onlar, benim bulduğum makamı arayıp bulmağa çalışıyorlar da, onun için öbür tellere vuruyor, bütün tellerle uğraşıp duruyorlar..Daha çok uğraşacak, bulana kadar vuracaklarlar. (Sazı kenara bırakır)Neyse ağalar hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bir hacetiniz mi vardı.
ll.Komsu (cebinden bir mektup çıkartıp, Hoca’ya vermiş) Hoca’m, sana zahmet şu mektubu bir okuyuver.
Hoca (Hoca bakmış, yazı hem okunaksız, hem de Farsça yazıl¬mış. Hoca mektubu getiren kişiye) Bunu siz başkasına okutun.
ll.Komşu (Adam ısrar etmiş) Yahu beni niye başka yere yorarsın? Okuyuver bi dakkada
Hoca Ben Farsça bilmem. Türkçe de olsa yazı okunaklı olma¬dığı için yine okuyamazdım.
ll.komşu Başında kocaman kavuk, üstünde ki şu süslü cübbenle şu mek¬tubu okuyamıyorsun, bir de hocayım diye geçinirsin!
Hoca (Hoca kavuğunu cübbesini çıkarıp adamın önüne koyar) Keramet kavukla cübbedeyse, buyur sen giy, mektubu da sen oku.
ll.komşu Estağfurullah Hocam, ben onu demek istemedim. Şey demek istedim…ben bunları giyemem. Giyersem hoca sanırlar.
l.komşu bi şey sorsalar çuvallar,
ll.komşu peki ben sana sorayım, madem öyle dersin
l.komşu Sor ne sorarsın
ll.komşu De bakalım- Cenazede tabutun önünden mi yürümeli, arkasından mı? (adam Hoca’ya bakar) valla bilmem, neresinde olmalı…)
Hoca İçinde olmayın da, önünden de gitseniz olur, ar¬dından da…
l.komşu Gördün mü ? hoca dediğin şıp diye cevap vermeli ya…demek ki neymiş, tabutun içinde olmuyacakmışın. Hocam akşam sizin evden bir gürültü geldi,
neydi o gürültü.
Hoca O mu şeydi, Benim hatun benim cübbeyi merdivenlerden yuvarlamıştı da onun gürültüsünü duymuşsun.
l.komşu Hocam, boş bir cübbeden bu kadar ses çıkar mı?
Hoca (çaresiz gerçeği söyler) Canım, sen de fazla uzattın. Cübbe yuvarlandı, ama içinde ben de vardım.
l.komşu Zaten ben anlamıştım.
Hoca Madem anlamıştın da neye sorarsın?
l.komşu Nasıl cevap vereceksin diye merak etmiştim.
ll.komşu Epey başını ağırıttık. Kalkalım...
Hoca Selametle…gene gelin…(komşular çıkarlar. Hoca divana uzanır.) Biraz kırgınlık mı oldu, hasta mı oldum, ne oldu. Şurada biraz kestireyim. (içeriye Hocanın hanımı ile bir komşusu girer)
lll.komşu Hocam uyuyor muydun?
Hoca (kafasını kaldırır) Buyurun birşey mi var?
lll.komşu Biraz borç para isteyeyim demiştim.
Hoca Ben uyuyorum! (Hoca horlamaya başlar)
Kadın Hoca uyuyor görmüyor musun (komşuyu alıp çıkar. )
Hoca (az sonra…………..) Hatuuun, (hanımını çağırır. Hanım gelir) Hanım ben çok hastayım. Sen en güzel elbiselerini giy, iyice kokular sürün, tak takıştır yanıma gel otur.
Kadın Ayol hoca delirdin mi sen. Sen bu durumdayken ben nasıl süslenirim?
Hoca olsun olsun..azrail gelirse belki seni beğenir, benim yerime seni alır götürür.
Kadın olur mu öyle şey?
Hoca olur olur, daha da eyi olur…(kapı çalınır. Hanım kapıya bakar)
Kadın Tanrı misafiri iki kişi geldi. (hoca yerinden kalkar,)
Hoca Buyursunlar. (Misafirler girer. ) Selamlaşırlar…Hoş geldiniz…yolculuk nereden, yel mi savurdu, sel mi attı…uzaktan mı, yakından mı geldiniz?
l.yolcu Tanrı misafiri Hoca efendi
Hoca Anladık Tanrı misafiri…birkaç kere görmüşlüğüm yok ya.
ll.yolcu size bir zamanlar bir tavşan getirmişlerdi ya, işte onların hısımlarını, hısımlarının, hısımlarının, hısımlarıyız.
Hoca Haaaa anladım…Yabancı sayılmayız. O mübarek hayvanın da soyu sopu amma ğenişmiş. Hatuuun, (Hanım girer)Misafirlerimiz uzaktan gelmişler, tavşanın hısımları, amma bizim yakınlarımız sayılır. Karınları açtır. Sofra çıkart…eee buralarda ne hizmet??
ll.yolcu Tavşan işi yaparız Hoca Efendi. Bu tarafa gelmişken size de uğrayalım dedik.
Hoca eyi ettiz. (kadın bir tas, iki kaşık getirir, masaya koyar. (Yolcular) buyurun der.
Yiyin için, kendi malınız gibi, utanmayın.
l.yolcu (yolcular tası kaşıklarlar. Ancak kaşıklarına sudan başka bir şey gelmez. Tasta sudan başka bir şey olmadığını anlayınca ) yenge bu ne çorbası oluyo böyle
Kadın Bu mu şey bize br zamanlar bir tavşan getirmişlerdi ya…işte o tavşanın suyunun suyunun suyunun suyu…
ll.yolcu (yolcular kaşıkları bırakırlar) ya rabbi şür. Hocam b ize müsaade getsek iyi olur
Hoca Müsaade sizin oğul. Kalabilirsiniz de gidebilirsiniz de. Hısım akrabadan başka tavşan işi yapan v arsa söyleyin onlar da gelsinler. O mübareğin suyu da eyü bereketliymiş, herkese yetti, gene de arttı.(yolcular çıkar, arkalarından bağırır)
herkes gelsin…gene gelin, gelin... bizim dergahımız herkese açıktır. bizim herkese yetecek suyumuz vardır..(seyirciye döner) SİZ DE GELİN, GENE GELİN…YÜREĞİNİZDEN SEVGİYİ, YÜZÜNÜZDEN TEBESSÜMÜ EKSÜK ETMEDİK, ETMEZÜK TE…BUNUN İÇÜN HALA YAŞIYORUZ VE SONSUZA DEK YAŞAYACAĞIZ…DEĞİL Mİ HATUN??
(kolunu hanımının omuzuna koyar, seyirciyi selamlar, perde kapanır)













İKİNCİ PERDE


DEKOR: Hocanın evi. Köşede Hoca yatıyordur. İki hırsız girer, sağa sola bakar, çalacak bir şey bulamazlar. Biri kenarda yatan Hocanın yorganına asılır. Hoca çeker, hırsızlar çeker, yorganı alamazlar, bir kavgaya tutuşurlar. Hoca don gömlek kalkar kavgayı ayırmak ister. Bu arada biri hocanın yorganını alır, kaçar, öteki de peşinden gider. Hoca peşlerinden koşmak ister, kapıdan bakar, seyirciye döner,


Hoca yorgan gitti, kavga bitti. Döşeği de alsalardı da yerde yatmasalardı bari…(kendi kendine) Benim evime haram girmemiştir, hırsız niye girdi? yorganın neye gitti… Bu işe aklım ermedi gitti. Helbet vardır bunda da bir hikmet. Zaten kalkacaktı. Sabah olmuş.Gideyim, abdest alayım da sabah namazını kılayım(çıkar. Az sonra elbiselerini giyinmiş olarak gelir. Duvarda asılı olan kuranı alır okumaya başlar.Komşu içeri girer.)
l.Komşu selamın aleykum Hoca Efendi,
Hoca Aleykumusselam, buyur komşu.
l.Komşu bizim tencere sizdeymiş, işi bittiyse onu almaya geldim.
Hoca (içine bir tencere daha koyar, komşuya verir.) Al komşu. Senin tencere doğurdu biliyor musun?
4.Komşu (tencereleri alır) Demek doğurdu…vay canına hiç düşünmemiştim. Demek tencere de doğuruyormuş
Hoca Doğurdu ya…yoksa inanmıyor musun?
4.Komşu (tencereleri kucaklar çıkarken) inanmaz olur muyum sana Hocam. Benim tencerem doğurmuştur, doğru doğru…
Hoca heeh heeh heeeeh…tencere doğurdu…(Kuran okumaya devam eder. Az sonra içeri iki çocuk girer. Hoca kitabı kapatır, duvara asar, çocuklar hocanın elini öperler.) Hoş geldiniz çocuklar. Buyurun, ne dilersiniz benden??
l.çocuk Hocam biz bir şenlik düzenledik, şenliğimize seni de davet etmeğe geldik.
Hoca sağ olun yavrular, niye zahmet ettiniz.
ll.çocuk Ne zahmeti hocam, sensiz şenlik olur mu?
Hoca Be yavrularım, ben zaten şenlik olmuşum. Varın eğlenin siz.
l.çocuk İyiya Hocam sen şenliksin, bütün dünya seninle şenlenir. Biz de seninle beraber şenleneceğiz.
ll.çcuk Hocam arkadaşlarım size bir iki soru sormamı istediler. Sorabilir miyim?
Hoca sor bakalım, aklımız erecek mi. Peşin söyleyim, ben her şeyi bilemem. Bildiğimi bilirim, bilmediğimi öğrenirim. Amma sen gene de sorabilirsin
ll.çocuk Birinci sorum şu: Dünyanın ortası neresi?
Hoca Ohooo, bunu bilmeye ne var? Dünyanın ortası eşeğimin arka ayaklarının bastığı yerdir.
ll.Çocuk Bunu nasıl saptayabildiniz?
Hoca Ben değil, eşeğim saptadı. Halep orada ise, arşın burada. İnanmazsanız ölçün bakın, heh heeh heeeh
ll.çocuk Gök yüzünde ne kadar yıldız var?
Hoca Bu da soru mu, Eşeğimin tüylerinin sayısı kadar. Bunu da eşeğim biliyor. Bazen gök yüzünde yıldız kayıyor ya, işte o anda eşşeğimin sırtından bir kıl kopup düşer. Böylece sayılar eşit tutuluyor.
l.çocuk Hocam senin eşek her şeyi biliyormuş, doğru mu?
Hoca Doğru,
l.çocuk Ama nasıl olur Hocam, o eşşek değil mi?
Hoca Be evladım, her şeyi bilen bir sürü eşek var. Benim eşşek te bilmiş çok mu? Adam olmadıktan sonra neye yarar. Yani anlayacağınız benim karakaçanın ilmi var da irfanı yok.
l.çocuk İrfan ne Hocam ?
Hoca Bunu anlatmak çok zor. Çünkü o öğrenilmez, onun mektebi yok. O ilmin ışığında hareket kabiliyeti kazanmaktır. O yetenektir, o Allah vergisidir. (çocukların yüzlerine bakar) Bak anlamadınız. Şöyle örnekleyelim, Benim eşşek, nerede bir tutam ot, bir avuç arpa bulsa, helal demez, haram demez, yani hiçbir şeyin helaline haramına bakmaz yer. Yer ve Ona hizmet eder. Onun hizmetçisi olur. Beni unutur. Benim kendisine ihtiyacım olduğunu bir türlü akıl edemez. Yani ilmi var da irfan ı yoktur. (komşulardan biri gelir)
Hoş gelmişin komşu…gene bir hacetn vardır fark ediyorum
5.Komşu Hoca Efendi, değirmene buğday götüreceğim. Bugün eşe¬ğini bana ödünç verir misin?
Hoca Evde değil.(Tam o sırada ahırdaki eşek anırmaya başlamasın mı. )
5.Komşu İşte bak eşek ahırdaymış. Ayıp ettin Hocam, bir eşe¬ği esirgedin benden.
Hoca (sesini yükselterek) Yahu sen ne biçim adamsın? Bana mı inanmıyorsun, yoksa
eşeğe mi (komşu çıkar)
ll.Çocuk hocam eşeği komşuya niye ödünç vermedin?
Hoca. Bak evlat, Atalarımız ne demiş, At, Avrat ve silah ödünç verilmez.. Benim atım
olmadığı için eşeğimi at yerine koyuyorum ve ödünç vermiyorum.. Siz de at
avrat ve silahınızı ödünç vermeyin, size bir büyük nasihatimdir
ll.çocu Hocam senin eşeğin kayıp olmuştu buldun mu,
Hoca Buldum ya…
ll.çocu (gülerek) sevindin mi
Hoca Fakirin sevinecek başka neyi var ki..böle eşeğini kaybeder, sonra da bulur sevinir. Heh heheee…(herkes güler. Kapıdan l. Komşu girer) Komşu hayrola gene bir şey mi isteyecektin
4.komşu Hocam bizim tencere sizdeymiş. Sizden tencereyi almıştım ya, yenge gelmiş geri götürmüş. Onu almaya geldim.
Hoca (Kollarını iki yana açmış, üzülerek) Sizlere ömür, tencere ölmüş…başınız sağ olsun.
4komşu Nasıl olur hoca Efendi, tencere ölür mü?
Hoca Ölür ya komşu, niye ölmesin ?
4.Komşu O canlı değil ki, tencere o..
Hoca canlı değil ama geçen gün doğurmuştu, sen de doğurduğuna inanmıştın. Bu gün de öldü. Doğurduğuna inandın da öldüğüne niye inanmıyorsun.
l.komşu ben bu işten bi şey anlamadım..aklım ermedi, neyse…(bozulmuş, eli boş çıkar)
l.çocuk Hocam bu tencere ölümüne benim de aklım ermedi
Hoca heh heeh heeeh…aklını boşa yorma oğul. Aslında tencere gibi cansız varlıklar doğurmazlar, bizim gibi ölmezler de. Onları biz kırar atarız. Bu adamın tenceresi de ölmedi. Öldü dediğim tencere zaten bizimdi.
ll.çocuk Peki niye istedi
Hoca Daha önce tenceren doğurdu demiştim de ona vermiştim. Komşum da ‘Hocam Tencere doğurmaz’ diyip, bırakmadı, bizim tencereyi alıp gitti.
l.coçuk Kendi malı olmadığı halde nasıl aldı da gitti.
Hoca Buna menfaatçilik denir. Bu komşum menfaatine çok düşkündür. Hakkına hiç razı olmaz. Ona bu tutumunun yanlış olduğunu anlatmak için bu dersi verdim. Bizim milletin böyle derslere ihtiyacı var oğul..
Heh heeh heeeh….
l.çocuk Hocam bizim Millet kim oluyor.
Hoca Biz, biz…ben, sen, anan baban, aha bunlar, hepimiz…Bizim gibi düşünen, bizim gibi inanan , yani Müslüman olan, Türk olan
l.çocuk Bizden olmayan var mı
Hoca Ohooo, olmaz olur mu, yetmiş iki buçuk millet var. Onların çoğu ne Müslüman, ne de Türk. Her millet kendi çıkarını düşünür. Aralarında çıkar ilişkisi vardır. Kimse kimsenin dostu değildir. Onlar Çakaldır. Kutu sevmezler. Bi onlar, bi de bizim eşşek kudu sevmez.
l.çocuk Biz kurdu severiz değil mi hocam, niye severiz?
Hoca Kurt asil bir hayvandır. Niye sevmeyelim ki? Bize yol gösterdi, bizi Ergenekondan çıkardı…
ll.çocuk Gene yol gösterir mi?
Hoca Yolumuzu şaşırırsak helbet gösterir.
l.çocuk Hocam bize de çok iyi dersler verdin. Müsaade varsa biz gidelim.(çocuklar kalkar, hocanın elini öper, çıkarlar.)
Hoca Gene gelin,arkadaşlarınızı da getirin…
Ahmet Efendi (oğlunun elinden tutmuş içeri girerler, selam verir) Oğlum öp Hoca Efendinin elini (çocuk öper) Hocam benim mahdum. Senin rahlei tedrisinde bulunsun, önünde diz çöküp okusun diye getirdim.
Hoca Behudar olasın, el öpenlerin çok olsun, gel bakiyim, adın ne senin
A.cemil Ahmet Cemil…
Hoca (eline bir bardak verir, ensesine bir tokat vurur,) al bunu dışarıdaki musluktan bir bardak su getir, sakın kırma haaa(çocuk sendeliyerek çıkar)
Ahmet Hocam, Eti senin, kemiği benim, istediğin gibi talim ettirirsin. Amma çocuğu suya yolladın, bardağı eline verdin, peşinden tokatı yapıştırdın. Bardağı kırmadı, bi suç işlemedi…bağışla beni, aklım ermedi, niye vurdun?
Hoca Ömrün uzun olsun Ahmet Efendi oğlum, Çocuk bardağı kırdıktan sonra vursan neye yarar, sevsen neye yarar? Olan olmuştur. Amma bardağı kırmadan tokat yerse, bi daha suç işlemeyim diye dikkat eder.
Ahmet Hay aklınla bin yaşa Hocam…(Çocuk suyu getirir, Hoca suyu içer, içeriye kavga eder gibi iki köylü girer)
Kerim Görürsün kim haklıymış
Ekrem Asıl sen göreceksin kimin haklı olduğunu
Hoca Bırakın tartışmayı, anlatın bakalım mesele neymiş? (Kerim ile Ekrem, aralarında tartişmayı sürdürürler) Ya çıkın dışarıda meselenizi halledin, ya da ben çıkayım siz bir birinizi yiyin (kalkar dışarı çıkmak üzereyken tutar, zorla oturturlar….Gene tartışmaya başlarlar, hoca gene kalkar, otuttururlar… ) Mesele nedir anlat bakayım
Kerim Anlatayım
Ekrem Hayır ben anlatayım, tarlayı ben sattım.
Kerim Amma tarlanın yüzünü sattın.
Ekrem Tarlanın yüzü astarı olur mu Hocam, tarla tarladır.
Hoca Ben daha heç bi şey anlamadım. Hele siz biraz daha cebelleşin
Kerim Doğrusunu söyleyeceksek, ben de bi şey anlamadım.
Ekrem Sanki ben çok şey anladım….
Hoca Yahu çapraşık işler hep beni mi bulur?
Ekrem Bazen da beni bulur. Sözün kısası şu, ben bu adama bir tarla sattım. Tarladan bi küp altın çıkmış Hocam, bi küp altın.
Kerim Altını ben buldum. Bu adam bana satmıştı, Sarı Öküz…
Hoca Peees doğrusu…siz adamı çıldırtırsınız. Küpe gel küpe, öküze ne oldu? Her şeyi bir birine kattınız..çorba oldu…
Kerim Altınlar çorba mı oldu? Ne olursa olsun ben istemem..
Ekrem Ben hiç karışmam
Hoca Yahu şu küpü bi daha açın bakalım, sözü ne dolaştırıp duruyorsunuz?
Ekrem Valla Hocam ben tarlayı sürüyordum, benim sarı öküz,
Kerim Öküz de senin
Ekrem Benim amma beni heç diynemez, kafasına eseni yapar.
Hoca Bi küp altını öküze mi bıraktınız yoksa
Ekrem Öküz de almadı
Hoca Şimdi nerede?
Ekrem Orada, bu adamın tarlasında.
Kerim Niye benim miş, ben orayı sana sattım, senin tarlan.
Hoca Bırakın bu boş lafları, küpü öküze bırakmak olur mu?
Kerim Hocam, sözün kısası şu, ben bu tarlayı bu adama sattım. Adam tarladan bir küp altın çıkarmış. Gelmiş bana diyor ki o tarla senindi, bu altınlar da senin diyor.
Hoca (Erkeme)Sen ne diyorsun
Ekrem (Elyle reddeder) Allah vermesin. Bu yaştan sonra gusağıma haram girmez, haşa…ben istemem
Hoca Haklısın…(Kerimi işaret ederek)
Kerim Benim olmayan bir şeye ne hakla el sürerim. (elini kalbinin üstüne koyar) Buramda Allah var. Bu adam altınları almadı. Ben de gidip Hoca’ya soralım dedim. Annıyacaan Hocam sana danışmaya geldik. Hüküm nedir, deyiver…
Hoca (Ellerini kaldırır) Rabbim, sen nelere kadirsin…Başka birileri olsa, bir altın için birbirinin gözünü oyar. Allah bir küp altın vermiş, benim asil milletimin bu mübarek insanları ‘benim hakkım değil’ diyip elinin tersi ile itiyor… Siz ne asil insanlarsınız. Sen de haklısın kardeşim,
Kerim Haksız olan kim
Hoca Sari öküz…haksız olan sarı öküz.(Erkemle Kerim birbirlerine bakarlar, Hoca konuşmaya devam eder) senin neyine yarar bu altınlar be meret, neye altınla uğraşırsın..Sen çiftini sür, yemini ye, suyunu iç, şini gör…
Gidip küpü öküzden küpü alalım.. Şöyle taksimat yapacağım. Sen bulduğun içün bir miktar sana, Bu adam tarlasını sana satmış, bu tarla eskiden onunmuş, altınlarda onunmuş, şimdi onun değil. Amma bir miktar altın onun da hakkı, onun hakkını da vereceğiz. Kalan altınları, küpüyle beraber ; Memleketin en ücra köşesinde ki yetimin başını okşayan, kimsesize sahip çıkan, yoksulu doyuran, yaşlıyı kayıran, yediren içiren, giydiren, doktor ve ilaç veren…Dünyanın bir ucundan öbür ucuna, insanların diline, rengine, dinine bakmadan yardıma koşan TÜRK KIZILAYI’na bağışlıyoruz…
Kerim Bu Kitaba göre midir?
Hoca Hem de Kitabın tam ortasındandır, Hadi kalkın, küpün başına bir iş gelmeden sahip çıkalım..(hep beraber çıkarlar)

Nurettin GÜLDEN
Çatalca - 1977

İKİ DÜNYALILAR

DEKOR: Bir Fakir odası…soğuk ve çıplak hissi veren eşyalar. Giyim, günlük kıyafet.




Kız (Dışarıdan sesi duyulur.) Hemen geliyorum…(üstünü başını düzeltererk içeri girer çok beklettim mi sıkılmadınız ya? (Erkeğin karşısına oturur. Yüzünde ki ciddiyetten başka hiçbir şey güzel değildir
Erkek (Masaya ilişmiş, eyreti oturur. Ürkek bakışlarla etrafı süzer) Yoo fark etmedim bile..Kaç kişi oturuyorsunuz burada
Kız Bir annem var, hasta, kalkacağa da benzemiyor. Bir de ben.
Erkek Başka kimseniz
Kız Yok…sahi beni tanıyormuydunuz?
Erkek Tanıyorum,
Kız Nereden?
Erkek Önce size bir şey sorabilir miyi?
Kız tabii
Erkek Bugün çok yalan söylediniz mi?
Kız (gözleri büyür, küçülür, gülümser) Tuhaf…tuhafsınız…karanlık oldu ışığı yakayım.
Erkek Oturun, böyle daha iyi.
Kız Nasıl isterseniz. Ha niye sormuştunuz?
Erkek Söyleyeceğim. Ancak hemen söze girmek istemiyorum. Siz bugün hiç yalan söylediniz mi?
Kız Sokak ortasında birden bire konuştuk. Hayret…Oysa yolda bana kimsenin baktığını, laf attığını bile hatırlamam. Güzel de değilim, ben de kendime dikkat etmem ya. Halbu ki ilk defa konuştuğum biriyle buraya kadar geldim.
Erkek Ne iş yaparsın?
Kız Dikiş dikerim, evlere giderim, evlere giderim. Sanat okulunu bitirdim. Buğün bir evde elbise diktim, geç kaldı, yorgunum…ama şimdi değilim (kalkar) Yiyecek bir şeyler getireyim…Tuhaf baktınız, birine mi benzettiniz beni(meyve soyar)
Erkek Hayır…ama tanıyor gibiyim
Kız Fakat bir şeyler hissediyorum. Yalan söyledim mi bu gün…tabi söyledim…söylemişimdir… belki…
Erkek Daha önce buraya başkasıyla geldin mi?
Kız Ben fena kadın değilim. Olamam da…erkeklerden nefret ederim. Belki çirkin olduğum için dedim ya ilk defa siz baktınız yüzümeöyle…Niçin? Söyleyin kuzum.
Erkek Bilmem ben böyleyim işte. Size anlatacağım hepsini, gücenmeyin lütfen.
Kız Rica ederim
Erkek Düşüncelerimi şekillendirmek istiyorum. Bakın bir de ben sizi dünyanın en doğru kızı farzettim.
Kız Değilim veya olamam.
Erkek Ben öyle düşünüyorum, öyle görüyorum..Dünyanınen dürüst kızı şablonuma seni oturtmak istiyorum. Sizi sevmek istedim bir an. Böyle bir his geldi içimden…tıpkı o sunuz, orada ki gibi…
Kız O, sevgiliniz mi?
Erkek Hayır sevgilim yok. Doğruluk var...Benim dünyam var, ben kurdum o dünyayı, orada doğruluk var. Yalnız ben biliyorum orayı, bana aittir oarsı. Sıkıldım mı kendimi oraya atarım. Orada huzur b ulurum, orada mutlu olurum
Kız Ne hoşsunuz…beni de götürürmüsünüz oraya?
Erkek Orada yalan yoktur.
Kız Kadın yok mu?
Erkek Kadın yalan demek mi? Orada her şeyin doğrusu var. Sizi görür görmez Oranın kadınına benzettim. Onun için sizinle hemen konuşabildim. Elbsenizin içinde ruhunuz var, gözlerinizde siz dolusunuz. Gurur ve yalan yok gibi…Sizi sevmek istiyorum. Bu bir hayal, ikinci dünyam gibi…İsminizi sakın söylemeyin, bir birimizden emin olana kadar.
Kız Ama nasıl olur ben varım, ben gerçeğim, oysa sizin ikinci dünyanız bir hayal, nasıl böyle bir ilişki kurabilirsiniz?
Erkek Ben kurarım. Kurdum bile. İşte ikinci dünyamdayız ve siz o kızlardan birisiniz
Kız (güler) karıştırdım.
Erkek Niye güldünüz? Hayatınızda hiç tezat yok mu? Her şeyimizde dizi dizi çelişki yok mu? Hep doğruluktan bahseder, hep gerçeğe yönelmiş görünür, doğruluktan ve gerçekten kaçarız değil mi? Burada, bana yalansız tek şey gösterebilir misiniz?
Kız Hayır gösteremeyiz. (durur, bakışırlar) sizi çok mu aldattılar? Size ikinci dün ya kurduracak kadar yalan mı söylediler?
Erkek Daha yalansızını bulamadım burada. Her zamanki gibi, herkes gib o da yalan söyledi. Hem de beklemediğim bir anda. Bu gün ayrıldım ondan. Bana çok yakındı. Sevildiğimden en az şüphe ettiğim gündü. Yanıldım…
Kız Onu yeni mi tanıyordunuz?
Erkek Doğduğu günden beri
Kız Arkadaşınız mı?
Erkek Nene lazım bir kız. Fakat onu benim dünyama götürmeyeceğim. Yalan söyledi bana.
Kız Merak ettim nasıl yalan söyledi, sizi üzmüyorsa anlatır mısınız?
Erkek Dün evde olup olmadığını gizledi.
Kız Hepsi bu kadar mı?
Erkek Yalan olması yetmiyor mu? Niye büyüğünü, küçüğünü arıyoruz? Bu bir ihanetin başlangıcı olabilir. Büyük bir gerçekle, ufacık bir toplu iğnenin saklanması bence aynı şeydir.
Kız Nasıl olur
Erkek Bakın yalanın küçüğü insanı şüpheye düşürmeden direk hakikat olur. Büyük yalan için kılıf lazım, ama küçükte buna ihtiyaç yoktur.
Kız (dağılmıştır) Biraz daha açar mısınız?
Erkek En basiti, sıkıcı bir ziyareti güler yüzle karşılayan centilmenin minik yalanı, veya bor,ç isteyen birine, sıkıntıda olduğunu söyleyen zenginin para yalanı, yahut şifasız bir hastaya basit bir ilacın tesirini söyleyen hekimin tedavi yalanı…hele kadının haya ved süs yalanı, bin çeşit aşk, iftira, mübalağa, övünme yalanı, olmayan şeyi var sayan hepsi, hepsi cemiyetin mayasındaki bozukluklar, çatlaklıklar hepsi yalanlarla sızıntı yapar ve her büyük küçükten başlar.
Kız Çok doğru…sabahleyin yüzüne bakılmayacak kadar çirkin suratlar birer batman boyayla, bir iki takma şeyle diğerlerinden hiç te fark edilmez. Bunlara her gün her yerde raslamak mümkün. Dünya yalan dolu, hayret, yalan dünyası sanki. Sizi dinlemek zevk veriyor bana (kalkar) Anneme bakayı m. Ha ceketinizi almadım, verin asayım.
Erkek Kalsın isterseniz, fazla kalmayacağım.
Kız İyi ağırlayamadığımı biliyorum. Biraz da sıktım sizi, havada sıkıcı gibi. Çıkarın, gidene kadar rahat edin. (Erkek ceketini çıkartır, kıza verir. Kız, katlar, bir kenara koyar. Dışarı çıkar, az sonra geri gelir)
Erkek Bu gece bana yalan söylemeyin ne olur…Sizi benim dünyama götürdüm.
Kız Söylemedim, söylemem de.Erkek Ben inanıyorum.Aksi oluncaya kadar her şey göründüğü şekilde ‘ doğru’ diye inanmak zorundayız. Evet bunun için ben inanıyorum ve inandığım için de mutluyum.
Kız Üzülüyorum sizi tanıdıkça …Demek kalbinizi kırdılar…yazık
Erkek İsterse yürek dolusu merhametiniz olsun, gene de bana acıyamazsınız.
Kız Niçin
Erkek Çünkü ben sizin ölçülerinize sığmam, taşarım. Yalandan arınmış halimi yansıtıyorum size. Benim dünyamın insanları oluyoruz..Benim değerlerim ve benim ölçülerim içindeyiz. O halde hüzünlü değiliz, acımayın bana. Asıl acınacak olanlar aldattıklarını sanan yalancılardır. Onlara acıyın.
Kız Peki…nasıl isterseniz
Erkek (ayağı kalkar) Kendinize ve başkalarına ait felaketleri sezdiğiniz an, ruhunuzun karanlığı içinizden dışınıza sızar, isli lambadan sızan ışık gibi. veya bulutları yırtan güneş gibi.
Kız Evet
Erkek (bağırarak) O zaman zalim kralların üstünde gezdiği esirlerin çilesini çekeriz, değil mi
Kız (aynı tonda) korkunç
Erkek Haklısınız. İşte gerçek bu, korkuç olan. Ama her gün ki yaşantımızda bundan habersiz gibiyiz…mezarın içindeyiz sanki, sanki bütün yanardağlar lavlarını kalbimizin içine püskürttüğü halde,
Kız Hissiz ve korkunç
Erkek Doğru, tıpkı senin gibi işinden yogun dönen milyonlarcasının halsizlikten sallanışlarını yaşarız. Fakat bilmeyiz, görmeyiz, düşünmeyiz. Çünkü bunların hiç biri şuurumuzda yer etmemiştir. Sanki bunlar bizden birer parça değil. Sanki midemiz bizim de kolumuz, bacağımız, kafamız bizim değil…bizden birer parça değil.
Kız Ah... çok doğru, çok doğru ama hiç kimse sizin gibi düşünemiyor veya düşünmüyor (gözlerine bakar, öyle kalır)
Erkek Neden öyle durdunıuz, bir şey mi söylemek istiyordunuz?
Kız Size yalan söyleyen arkadaşlarınızı düşünüyorum…onlar ne kadar kalpsiz ve hissizmişler. Sizin gibi bu kadar dürüst ve samimi bir insana bunu yapanların yürekleri taştan olmalı. Onlara insan bile denmez.
Erkek Onları düşünmeğe değmez. Yürekleri ve sözleri kendilerinin olmayan herkes aynıdır. Siz benim dünyamı düşünün kafi.
Kız Benim tanıdığım insanlar da sizin tarif ettikleriniz gibi.Hepsinin gözlerinde aynı körlük, bakışlarında manasızlık, et ve kemik ötesinde hiçbir his duymayan zavallılar.
Erkek Ben öyle değil miyim?
Kız Siz çok değişiksiniz. İnsanın içine, ta ruhuna kadar saplanan bakışlarınız var. Sözleriniz de öyle. Yaşayışınız da mutlaka öyledir. Yolda bir tuhaf baktınız bana.
Erkek Sizin yaşantınız faklı mı?
Kız (derin nefes akarak içini çeker) Ben basit yaşıyorum.
Erkek Neden öyle içinizi çektiniz
Kız Hiç sadece…
Erkek Evet sadece…tamamlayın cümlenizi
Kız Kalsın,
Erkek İnsanın bu kadar içine dönük olması iyi değil. Hem siz güzelsiniz de, benim dünyamın kızları gibi..
Kız Daha görüşeceğiz demiştiniz, doğru değil mi?
Erkek Her zaman
Kız Yalansız olmak, gerçek olmak, temiz olmak ne güzel.
Erkek Annen nasıl,
Kız Öldü…öldü say,
Erkek (İrkilir) Öldü mü ? Benim dünyamda anneler ölmez, kızlar da yalnız kalmazlar.
Kız (acımalı) Ne olur siz arasıra buraya gelmek lütfunda bulunun. Beni teselli edip, güç vermiş olursunuz. Buna ihtiyacım var.
Erkek (saatine bakar) Gitmeliyim.
Kız Bir saniye bekleyin (çıkar)
Erkek (bir hayli bekler, kız gelmez, huzursuz olur, ceketini giyer, kendi kendine) gelmeyecek galüba (kapıyı açar, bağırır) Heeeeyy kimse yok mu?
Kadın (Buruşuk yüzlü , şişman, yaşlı bir kadın) Bir şey mi istedin küçük bey?
Erkek Benimle gelen hanımı soracaktım.
Kadın O gitti
Erkek Nereye
Kadın Bilmem
Erkek Gelmeyecek mi
Kadın Buğün gelmez artık
Erkek Annesi hasta yatmıyor mu?
Kadın (ürkütücü kahkaha atar) Annesi mi?
Erkek (şaşkın) O kız burada otur muyor mu?
Kadın Arasıra müşteri getirir , sizin gibi,?
Erkek Ben müşteri miyim?
Kadın Yok yemsin
Erkek Nerede bulurum onu
Kadın Arama, Onu bulamazsın. Nerde akşam orada sabah…başka ister misin? (Erkek çıkmak ister, Kadın papıyı keser.) Dur bakalım süt kuzusu, borcunu ödemedin.
Erkek Ne, borcum mu var size
Kadın Bedeva mı oturdunuz, oynaştınız, seviştiniz saatlerdir? Yediğiniz içtiğiniz de caba
Erkek (fazla direnmez, elini cüzdanına atar, aranır…)Vay canına…cüzdanım yok. Kız cüzdanımı almış. Parasız kaldım.
Kadın Anlamam ben gözünü açsaydın.
Erkek (Ceplerini çıkarır gösterir.) İşte bakın… bir kuruşum yok.
Kadın Cüzdanın yoksa ceketi var. Bırak ceketini.
Erkek Saatini çıkarır) Bunu alın, bu da yalancıdır.
Kadın (saati alır kulağına tutar) işliyor, para eder.
Erkek (çıkarken) Bin eğrinin içinde bir doğruya raslamak hakikaten zor, ama imkansız değil. Aramaya devam edeceğim. Herkesin ayrı bir dünyası olduğunu biliyorum. Arıyacağım ve benim dünyama yakışanı mutlaka bulacağım. Yunus Taptuk Ermenin kapısına kırk yıl eğri olmayan odun taşıdı. O koca ormanda doğru odunları aradı ve buldu.

N urettin GÜLDEN

Orhangazi - 1979